04 Nisan 2012

AS-Genden Karagöz Enden Hacivat (14)


Mideden geçen aşk yolu kelepçeyle tıkanmıştır. Tüneller kazılmalı, tüp geçitler tez zamanda tamamlanmalıdır. Yoksa gidişat ya Aşk-ı Memnu ya Yaprak Dökümü olacaktır...

AYKANKA kapılmış gitmektedir bahtının yeline. Evi dar gelir misafir seline. Memnunluk maskesi takar yüzüne. Aslında pek yüz vermez çatkapı gelene. Açık büfe kız isteyene, at besleyene. Çok su vermemeli fesleğene. Leğende çamaşır ıslatıp, teşhir etmemeli gelene gidene. AYKANKA kim bilir ne ödemiştir siklamen rengi içgiysilerine. Bu renk direkt girermiş erkeğin kalbine.

HACİVAT girer pembe salona en önde, koyu mavi, nefti yeşil, siyah beyaz kıyafetiyle. Selâm verir kara-deniz-hava kuvvetlerine. Parmaklar terli alında, gözler davetkâr sedirde. Acaba daha mı yakışıklı olurdu kaybolan balık sırtı ceketiyle? Kezzapzakkum derler AYKANKA’nın oyuncak Sibirya panterine. Sırtına basıldı mı kükrer ele güne. Meğer bir panter yatarmış örtülen yastıkların arasında, KARAGÖZ ABLA’nın başörtüsüyle. HACİVAT usturuplu bırakmış bırakmasına kendini sedire; şovalye yüzüklü eli değmiş panterin manto desenli derisine. Birden bir feryat bir feryat, arkasından bir figan, gazellere taş çıkartarak, ruhu saran inleyen nağmelerle.

Saçılmış bütün yastıklar yere, tangonun dönme hareketiyle. Bacak bacak arasından geçmiş, gözler kenetlenmiş birbirine. Başlar yana çevrilmiş, atılmış ayaklar ileriye. Ağızda bir gül varmış, düşmüş HACİVAT’ın üst ceket cebine. Verevden kesim vermiş terzi Hayganuş eteğe. Saçlar toplanmış sımsıkı firketeyle. KARAGÖZ bakakalmış güllâcın nar tanelerine.

KARAGÖZ:
Niye kimse yer vermez oldu manilere? Haydi herkes bir tane attırsın dostluğun şerefine!

Çalıntı yastıklar serilmiş yerlere. Dostluk bakî kalır mı bakalım yense de şekerpare?


KARAGÖZ ABLA:
Yastık yastık üstüne
Biner ev ev üstüne
Çok günahın var ise
Bakma artık yüzüme

KARAGÖZ:
Rastık rastık kaşın var
Çastık çastık dans çalar
Çil çil altın toplama
Hırsız kapıyı açar

AYKANKA:
Damımız tıp tıp akar
Kalbimiz pıt pıt çarpar
Karşılıksız olursa
Aşkımız neye yarar

HACİVAT:
Onun adı Leylâdır
Mutfakları pek dardır
Kim aldırır sofraya
Onun yeri kucaktır

ENDENKA:
Ekmek alır fırından
Mercimek yanar zamdan
Aşklar kime kalmış ki
Herkes geçebilir yardan

GENDENKA:
Zalimden gelir zulüm
Genetik oldu ölüm
Silahlara veda yok
Maniler bölüm bölüm

KARAGÖZ ABLA:
Kayısıya yok sözüm
Gülde bulunur çözüm
Araya giren yok mu
Yok olabilir özüm

AYKANKA:
Yok yok çorbası yaptım
Ben bir ademe taptım
Baktım beni görmüyor
Gözüne gözlük taktım

KARAGÖZ ABLA:
Başıma takmam bere
Leylâk örmem örtüye
Hırsızlar kalbe girse
Leylâ demem kediye

KARAGÖZ:
Ne Leylâdır ne leylâk
Yürüdü şişti ayak
Alış-veriş bittiyse
Adları rahat bırak

Kediler bağırırlar damda ciyak ciyak. Demirden olur sacayak. KARAGÖZ kaçar manilerden bıkarak. Çocuk gelir leylî mektebinden koşarak. Ay ay ay çeker AYKANKA her yeri yastık gibi kaplayan L’li isimlerden usanarak. HACİVAT toplar yere düşen yastıkları, kibarlıktan kırılarak. Farketmez miyop gözü hangi yastık çalıntı, hangi yastık ufarak...


AYKANKA’nın baba yadigârı portmantosunda asılıdır HACİVAT’ın yürütülen balıksırtı ceketi. Kendininki sanır bunu KARAGÖZ’ün hipermetrop gözleri. Geçirir sırtına bir güzel balık zırhını, pul pul döker yere HACİVAT’ın kibarlığını. Kim para sayıp almıştır ki çıtkırıldımlığı! Krallar mı yönetir artık insanlığı? Bütün başkanlar sıradan halk çocukları. Kuşkuyla inceler sıradışını. Bıkan koca terkeder evi alıp başını. HACİVAT iyi bilir diye mi kibardır Fransızca imlâyı, yoksa unutmadığı için mi bedenselden çok ruhsal aşkı? Bazıları yeğ tutar sütlüsüne bitter çikolatayı. Üzerlik otunu azar azar nazara kaynatmalı. Bizim buraların bıçkın delikanlısıdır Sormagir Sokağı.

KARAGÖZ’ün üstündeki ceket gri balık sırtı. Giymiştir sanki çelebi HACİVAT’ı. Daldırır elini cebe, bulur Fransızca kitabı. Kapaktaki yeşil desen andırır koca bir kurbağayı. Kim koymuş bunu, ben kesemem odunu, severim kadın budunu, hiç durma çal udunu, derken derken HACİVAT tutar yeninden.

HACİVAT:
Hayrola KARAGÖZÜM, pürtelaştır görüntün. Nasıl tutacak şimdi yüzün, benim ceketi demek ki sen yürütmüşsün!
KARAGÖZ:
Ağır ol damperli desinler, kaybol tokat aşketmesinler. Ne ceketi, ne yürütmesi? Bu halis muhlis benimki. Nah bu da yeniyıl takvimi. Dün almıştım, bak da gör içeriğini.

HACİVAT:
Ben tanımam mı hiç giyilmedik ceketimi? Herkese anlattım ev taşırken neler yitirdiğimi. Annemin yastıkları, bir de bu ceket kuruttu iliğimi, kemiğimi.
KARAGÖZ:
Diyabet kurutmuştur senin yemeğini. Çekiştirip durma yenimi. Koparacaksın elimi. İki kıytırık yastık, bir damatlık ceket için hayat verilir mi!
HACİVAT:
Seni polise vereceğim, çaldın ha ceketimi! Çıkarsınlar senin bir bir şecereni. Ateşlesinler fitilini, ben indirmeden gözünün perdesini!

Bir ceket için koparılan kıyamet telaşa düşürür herkesi. Hanımlar koşar gelirler, yatıştırmak için beyleri. HACİVAT’la KARAGÖZ güreş tutarlar, alınları tos, elleri kenetli.

AYKANKA herşeyi anlar, KARAGÖZ’ün sırtında görünce kendi çaldığı ceketi. Şimdi nasıl çevirmeli çemberi, inmeli Tavukuçmaz merdivenleri? Neden hiç çıkmaz oldu martıların sesleri? Adet olmuş iki kafadarın itişmeleri.

Bir ceket için arkadaşlık yakan, gerçekten çelebi midir bu adam? Sahibinin sesi geçer plakçılar çarşısından. Aniden içeri dalar NAGEHAN. Kız, sana borçlu kalsın bu cihan...


Ayten Suvak

Sürecek

AS-Genden Karagöz Enden Hacivat (13)


Deyiş bu deyiş, KARAGÖZ ABLA takar sırtına Sherlock Holmes mantoyu, alır yanına kızı GENDENKA’yı, gider iki adım ötede AYKANKA’yı ziyarete. KARAGÖZ durur mu, o da fırlar arkalarından terliklerle. Evlendi evleneli, nerede hanım, üçü bir yerde. GENDENKA istemez takmak beşibiryerde. Salkım saçak altın çok demode. İşkembe çorbası içseler hacının yerinde. Şimdi hanımlar kızartırlar hazır köfte. Kaparili ahtapot salatası zengin sofralarına meze. Sarımsaklı sos gezdirmeli üstüne eze eze. Üçü AYKANKA’ya varırlar geze geze...

AYKANKA’nın uykusu çip olmuştur, tersten okuyunca gözleri dolmuştur. Tersten kuşdili konuşan adam TV’de olay olmuştur. Ayın gül yüzü solmuştur. Olmaz olsun Solmaz takma adı, AYKANKA’ya hayrı dokunmamıştır. Semtte sık sık solgun bir hırsız görülmüştür. Bahçe duvarı markası üstünde, dikenli çitle örülmüştür. Yükte, pahada ağır, hafif ne var ne yok götürülmüştür. Kameralı görüntüler sisle örtülmüştür. Hava boşluklarına kedi gibi hırsız düşmüştür. Başına fareler üşüşmüştür.

KARAGÖZ’e gelen HACİVAT üşümüştür. Yolda yakalar üçlüyü, karşı konulmaz bir arkadaşlık dürtüsü, o da AYKANKA’da çıkarır pardesüyü. Karanfil oylum oylum, gelen yar selvi boyludur, tam AYKANKA’nın aşk güdüsü. Üç kişi KARAGÖZLER, bir de HACİVAT, mahşerin dörtlüsü. AYKANKA daha yaşayamadan akşamüstü hüznünü, HACİVAT’ı karşısında görünce artmıştır üzüntüsü. Nasıl gizlemeli çaldığı yastıkların süsünü? Nasıl açıklamalı bu nazik erkeğe olan aşkının büyüsünü? Nasıl çıkarmalı eski yastıklardan kuş tüyünü? Nasıl nasıl nasıl yazmalı romanların en büyüğünü?

KARAGÖZ ABLA anlar birşeylerin yolunda gitmediğini. Ne de olsa kadınlık içgüdüsü. Ele verir kara sevda gibi birşeyleri AYKANKA’nın HACİVAT eksenli görüntüsü. KARAGÖZ’ün çift gitmiştir pantalon ütüsü. Sokak sanki kokar kilise tütsüsü. Parkta durur şaha kalkan üç atın büstü. Heykeltraşı belediyeye küstü diyorlar. Alt kattaki kiracı dün kediye su püskürttü, bu kesin. Hayal kırıklıklarının kalmadı üstü, bu da esin.

KARAGÖZ ABLA’nın yardımıyla AYKANKA’nın açılır önü. HACİVAT’ın kaybolan yastıklarını hemen tanıyan kurnaz kadın, üstlerine atıverir Sherlock Holmes mantoyla başörtüsünü. Ne olacak yani, kendi de işlemiştir yastıklarına aynı örgüyü. İş işe benzer, işleme işlemeyi alttan üstten büzer. Bir de dudak büker, ay her yerde aynı motifler. Yeni şeyler yaratmalı hanımlar beyler!

Sanmayın ki bu iş burada biter. KARAGÖZ ABLA ergeç alacaktır AYKANKA’nın ağzından lâfı. Hünerli diller örtbas ederler gafı. Titiz hanımlar dantelle donatırlar rafları. Beyler asarlar ipe, un sererken çarşafları. Onların anladıkları ne dantel ne mantel, tel tel kadayıftır, yanında lüle lüle kaymak. Bir de lüle lüle saçlı sarışın bir kız sunsa tatlıyı kırıtarak, HACİVAT bayılmaz mı Leylâsını hatırlayıp şırrakkadak!

Ne fırlatılan pabuç ne burun kıran heykel, ne gen transferi ne aletini fırlatan kasiyer bu kadar kel kel ıskalayabilir hedefi. AYKANKA’nın şişleri ancak vurabilmiştir aşkta sefaleti. Ne politika ne taka tuka düzeltebilir bozuk düzeni. Hayatta her iş çok çekişmeli. Oturup koyun gibi melememeli. Sokmamalı tarlaya çekirgeyi. Yalnız şimdinin değeriyle avlamalı gafili. Çiçek giymeli derbeder Hippi. Fazla böbürlenmemeli horoz ibiği. Gökte taş oynamalı yarı bilimci. KARAGÖZ ABLA el atmazsa işbu sevda gidici.

Kara gözlerin bir başkadır işvesi. Ne yapar eder çözer dili. AYKANKA o kadar kurnazdır ama beceremez avucuna almayı bir erkeği. Kırk fırın kepekli ekmek yemeli, çavdar tüketmeli. Yulafı ihmal etmemeli. Memeli hayvanların sütünü içmeli. Bıldırcın yumurtasına desen çizmeli. Böyle böyle KARAGÖZ ABLA bir bir sıralar yapılacak işleri:

“Git saçlarını kızıla boya. Yeşil lens tak, kirpiklerini gece mavisiyle ovala. Krem yaptır salyangozlara. Elmas taktır burnuna. Roleks saat gizle hindi dolmasına. HACİVAT’ı davet et yılbaşı kutlamasına. Kırmızı şal at sırtına. İpek ağda çek bacaklarına. Dayan dışalım kırmızı şaraba. Yolunu bul, bir kelebek kondur HACİVAT’ın dudaklarına.”

Bakalım HACİVAT saatle kandırılacak adam mıdır? Kırmızıyla çatlayan ar mıdır, damar mıdır? AYKANKA’yı bekleyen okkalı bir şamar mıdır? Yoksa hindi dolmasını yiyen hareli gözlü Leylâ mıdır?

Ayten Suvak

Sürecek

AS-Genden Karagöz Enden Hacivat (12)


Araklanan Yaşamlar

Karga ile Tilki konarlar masala. Şarkı okunur ‘o daldan bu dala, bu karga ne budala’. Teneşir pazara çıkar, satılır kırkından sonra ava çıkana. Korunmayı bilen gelmez nazara. Kılıbık koca dayanır azara. Kaza geliyorum der, reklama para yatırana. Banka kredi vermez, selam verip borçlu çıkana. Tanrı helâlinden bela verir, rahat batana. Polis cobu limon sıkar biber gazına. Gaza gelen kızar doğalgaz faturasına.

AYKANKA afallamıştır uyku sersemliğiyle. Aşk faturasını hep yazarlar onun ismine. Aydan yirmi bir günde bir gelen kısmet havaledir onun kara yüzüne. Bakar gökyüzüne. Haritası gelir gözünün önüne. Yükselen burç Kovada, kendisi İkizlerde. Aşk evi Boğada. Para evi İkiz Kulelerde. Kova dehası devadır her derde. Boğa sevdası çaredir ete kemiğe. Pek heveslidir Başak tarlasında gelinlik giymeye. Burçların tümü davet eder AYKANKA’yı ayağını sıcak tutup, başını serinletmeye.

Bu nedenle sakin sakin ‘ya öyle mi?’ der, gözleri saatte. İnler cinler de olsunlar iyi saatte. Başak kızı soğuktur, kaptırmaz kolay kolay yüreği kimseye lakin Boğa azgındır, koşar bıcağı yiyeceğini bile bile. Kova devrilir bu arada. İkiz çocuklar yenilirler oklara.

Aşk bu, şişede durduğu gibi durmaz; ne kadar soğukkanlı da olsa AY kız sakin kalamaz, kaçar mutfağa. Sıkılınca Amerikalılar’ın yaptığı gibi yumulur dondurmaya. ENDENKA bademcik olur yutkuna yutkuna.

Ah HACİVAT, Başağa bunu da mı yapacaktın alçak! Sol omuzdaki melek bir eksi kondurur, topu sağa fırlatarak. Sağdaki melek taklit eder kurbağayı vrak vrak vrak. HACİVAT kurbağa prens, sen dillere destan prenses. Üzüntüyü bırak, yaşamaya bak! Bir punduna getir öp HACİVAT’ı. Bakalım o zaman görecek mi AYKANKA’yla kamaşmış gözleri Leylâ’yı Meylâ’yı!

ENDENKA hâlâ yutkunur, yiyemez çikolatalı dondurmayı. AYKANKA’ya hiç yakıştıramaz böyle bir kabalığı. Çikolata aşkı bağlamaz mı birbirine bütün kadınları? Bilmez misin kardeş, kadın kadına karşı en amansız savaşçı...

HACİVAT’ın aşkı herkesin dilindedir. Hayallerin elleri bellerindedir. Çevrilen filmler beyaz perdededir. Rus turistler sereserpe Antalya ilindedir. Şifalı bitkilerde yaban mersini öndedir. Kapari ikinci kümededir. Nice bitki yedek kulübesinde beklemektedir. Emekli futbolcular Erman Hocanın kabzımal halindedir. Dara düşen kırmızı kartla para çekmektedir. Yabancı çalıştırıcılar yıldırımı şimşekle birleştirmektedir. Alınan sonuçla seyirci koltukları kırıp geçirmektedir. Bir koltuğa iki aşkı sığdırmayı becerenler iri puntolarla gazetelerdedir. Beceremeyenler ‘Kiziroğlu Mustafaaa Bey, bir beyin oğluuu, zor beyin oğluuu’ türküsünü dinlemektedir. Bütün fatihler birgün fethedilene dönebilmektedir.

HACİVAT fetheden ve fethedilen olarak aktif ve pasif eylemdedir. O Leylâ’nın peşinde, AYKANKA ikisinin de peşindedir. Siyahî Obama tarihe geçmiş, Akoba soyadlılar kendilerinden geçmiştir. Hayaller yemek pişirmektedir. Kudret narı bitkisi zeytin yağı içinde, ballı su sirkededir. Sağlam aşk sağlam kalptedir. Damarlar şeker hastalığıyla hastane çöplüğündedir. Tepsiye tavuk etli kuş üzümlü börek döşenmiştir. Domuz kumbara dolmuş, filin hortumuyla el değiştirmiştir. İnsanlar ‘outlet’ mağazalarında tavuk gibi mal eşelemektedir. HACİVAT’la AYKANKA’nın eşleştirilmesi GDO engellidir. Dolmuş durağında bekleşen adamların burunları çengellidir.

KARAGÖZ:
Ay, burnum yara oldu silmekten. Şişi çıkar hanım ilmekten. Alimallah çıkmasın sivrisi göbek deliğinden!
KARAGÖZ ABLA:
Tığ işi gelir elimden. HACİVAT’ın yeni evine yastık işlesem diyorum hediye gibisinden. AYKANKA’ya gidip faydalansam annesinin örneklerinden...

Ayten Suvak

Sürecek

AS-Genden Karagöz Enden Hacivat (11)


Zil çalar kuş sesiyle. Köpek havlar kediye. Martı kızar serçeye. Karga konar hanımeline. Guguklu saat dayanır on ikiye. Sarkaç salınır bir sancak bir iskele. Avunur millet, içinden hayal geçen şiirlerle. Sokaklar dar gelir, evde kalmış duvak düşkününe. Oyalanır sevdiği aşk filmleriyle. Suya gider çukur çeşmeye. Fistan alır endazesi on yediye. Lâf atar şaire ‘git kendini dövdürmeden’ diye diye...

AYKANKA tam yatmaya hazırlanır, ENDENKA tokmağını kaldırır kapının. Esiri olmamalı uyku hapının. Tuğlaları ses geçirmez yandaki yapının. Vitamini bol olmalı Himalaya şapının. Tık tıkları duyulur ENDENKA’nın uzun topuklarının.

AYKANKA uyuyamamıştır, yeşil başlı ördek gibi şaşırmıştır. Dolaptan bir dilim yeşil fıstıklı baklava aşırmıştır. Rahmetli annesinin yeşil ipek yorganına sarınmıştır. Lahana yeşili mantoyu sandığa kaldırmıştır. Yeşil yastığa pembe kılıf takmıştır. Kapı çalınınca şarap rengi perdeyi aralamıştır.

Aaa, ‘iyi saatte olsunlar’ olsunlar işkenceyle maraza! Başlar hayırdır inşallah, hayırdır inşallahlara. Keşke alsaydı in-cin kovan duaları hafızaya. Gel de doldurma kan kırmızısı lohusa şerbetini bardağa. Birkaç yudum alır, olmayan uykusu iyice dağılır. Karanlık aydınlığa, kara aka, ak beyaza döner. Kırım ‘prestroykayı’ över. Ruslar tadını çıkarırlar beyaz gecelerin. Hüznü hiçbir şeye benzemez yağmurlu akşamüstlerinin. Romantizmi şarkıları bayar yıldızlı gecelerin.

Netamelidir, yeniden bayılabilir AYKANKA. Duvar gülleri yan bakmaz saksağana. Kim alışabilir tsunamiye, sağanak yağmura? Sel olur akıtır duaları AYKANKA başından ayağına. Ne ister bu saatte acep, koca mağduru ENDENKA?

Ateş düştüğü yeri, dedikodu yakar dilleri. Sanki ‘otuz yaş kadınlarının durağı’dır AYKANKA’nın evi. Kimse çözemez ‘kadın yaşı’ bilmecesini. Hendek atlatmaz deveyi. Çukurçeşme Sokağı izler Ortodoks ayinini. Ehline bırakmalı koku ilmini.

Dedikodu kokusu almıştır ENDENKA. Pek de delidolu değildir ama yüreği yanıktır be abla. Ne yapsın kanka, kocadan da olmuştur, sağlıktan da. Hoş görmeli, hemen iş vermemeli fırçaya. Kocası Ekrem yazmıştı aşklarını havaya, kendi de karıştı ya zaten hava-civaya. Şimdi yazılmış diyorlar Çiçek Pasajının rakı kokusuna. Bu zamanda yer yok aşırı duygusallığa. Bira da maya olur umursamazlığa. Ana kurda derler asena. Sayfalar yetmez üçüncü şahısların sevdalarına.

Aşkı indiği kuyudan bir türlü çıkaramayanların tesellisidir dedikodu. Atarsın dilek paralarını arkana alıp aşk çesmesini, ihya edersin Roma Belediyesini. Yesinler aşkın yengeç hareketlerini. Kıskacına girenler için çağırsınlar devriyeleri.

ENDENKA tekrar tekrar bağırtır kapı zilini. Hatırlar insan sinirli, kavgacı kedileri. Huysuzluk hem hayvanî, hem insanî. Hapşırmak için arama karabiberi, enfiyeyi. Bazı şairlerin külliyatı bozar ezberi. Bazılarına yağlı gelir tantuni.

Bir tantanayla açtırır kapıyı ENDENKA. Dalar içeri, bulutlar kaçışır ufka. Yaşken ağır basar yufka. Takma ad seçer biri ‘culpa mia’. Elifbeden başlanır lâf kaynatmaya. Sosyete doymaz restoranlarda oturmaya.

‘Gel buyur otur şöyle’der AYKANKA, yanağında yastık izi, saçında kelebek toka. Komşunun oğlu oturur korsan kasetten müzik araklamaya. Yolunu şaşıran dalar çıkmaza. Kızgın boğa toslar duvara. İçten içe öfkelenir ENDENKA aşkı bulanlara. HACİVAT da aşka gelip Leylâââ Leylâââ diye ummanlara ummanlara bağırmıştır ya, aşkın sesi ENDENKA’nın yüreğini delip geçmiş, boş kovan yatak odasının leylâk renkli duvarına yerleşmiştir. Gladio’nun kurşunu devletin içine işlemiştir. Vadide kurtlar cesetleri kemirmiştir. ENDENKA kanseri yenip semirmiştir. Ekrem’i cehennemin dörtyol ağzına göndermiştir. Aşkın televole dedikoduları içinde yeşermiştir.

Duydun mu kanka, HACİVAT Leylâ adlı bir dilbere aşermiştir...

Ayten Suvak

Sürecek

AS-Genden Karagöz Enden Hacivat (10)


LEYLÂKA on yedisinde tekmeyi basar HACİVAT VATVAT’a. Ne çelebilik söker ne para. H.V.V. bahtsızdır aşktan yana. Dilbaz KARAGÖZ kaçırmıştır kızı binbir yalan dolanla. Şimdi kim gider ev taşlamaya, kapı paspaslamaya? Kırmızı başlıklı aptal kız kanmıştır kurnaz tilkinin oyunlarına. Kızı artist yapacaktır sözümona. Uyduruktan bir film çektirir onunla bununla. Sefalete düşer zavallı Lolita LEYLÂKA. Neyse ki helâl, GDO’suz süt emmiş sağır bir adam çıkar karşısına. Evlenip geçinirler zıt olsalar da taban tabana. On yedisinde gebe kalır LEYLÂKA. Körpelik gider, güzellik yer falaka. Hayat zordur karında bir çocukla. Para da kıttır, başvurulur üvey babaya. Arz-ı hâl olunur mektupla sayfa sayfa. HACİVAT’ın VATVAT yüreği dayanamaz onca acıya. Kendisini bırakıp KARAGÖZ’e kaçmış da olsa, deste deste para bulup getirir üvey kızına.

Bırak bu sağır kocayı, açayım sana bağrımı, banka hesabımı. Gel kabul et benimle ömür boyu yaşamayı, der iki canlı LEYLÂKA’ya. Oysa kızın aklı Alaska’dadır; orada kocasıyla belki dondurmacılık yapacaktır. Zaten H.V.V.’ye yarım gönülle bile bağlanmamıştır; V.V. kendi içinde yana yana çifte kavrulmuştur. Hem kız KARAGÖZ’e daha çok sevdalanmıştır. O daha hoşsohbet, şakacı, çapkındır. HACİVAT metroysa KARAGÖZ çift katlı gıcır otobüstür. Lolita LEYLÂKA’nın kovboyudur, Rus-Amerikan salatalı Nabokov’dur. Anlayan anlamıştır, bu yakıştırma öykücük de Vladimir Nabokov’un Lolita’sından aşırmadır. Kahvehaneler kıraathane olalı beri herkes parmakları arasında sigara yerine kitap taşımaktadır. 2010 Kültür Başkenti olmak kolay mıdır? Önce kitaplarla işe başlamalıdır, sonrası kolay...

KARAGÖZ’ün HACİVAT VATVAT’tan daha çok beğenilmesi olay olmuştur olay. Genden KARAGÖZ enden HACİVAT’la çekilir filmler alay alay. Nabokov’un Humbert Humbert Hacivat’ı vurur öldürür sonunda Quilty Karagöz’ü. Bizim hayallerinse tutmaz buna yüzü. Ne KARAGÖZ koklar karısının üstüne başka bir gülü, ne HACİVAT götürür eve gencecik bir on dörtlüğü. Hayalle iş pişirmektir bizimkilerin üstünlüğü. Kimse istemez onlardan yüz görümlüğü. KARAGÖZ hanımına hediye eder kumaş bürümcüğü. HACİVAT temizletir KARAGÖZ’e kömürlüğü. Herkes birbirinden bilir sömürüyü. GENDENKA seçer yılbaşındaki mönüyü. Hep birlikte ziyaret ederler dağbaşında bir köyü.

KARAGÖZ:
Çevir kazı yanmasın, Kaz Dağları dumanlanmasın. Altın yüreklerden kasalara girdikçe HACİVAT çelebi efkârlanmasın.Çelebilik hâlâ modadır
sanmasın. Azarsa teneşir paklamasın.
HACİVAT:
Moda’da bir ev kiraladım, dul bir hanımdan. Bir kızı var ki hiç çıkmıyor aklımdan...
KARAGÖZ:
Salkımdan tattır bana da bir tane salkımdan. Kara üzümü gözlerime bakıp bakıp da yeme!
HACİVAT:
Sen sen ol, o kızın yanında yat da yeme!
KARAGÖZ:
Ne, sen yat mı aldın annene? Nereden buldun onca parayı, daha doğru dürüst ödeyemezken ev kiranı?

HACİVAT:
Bu kez tam on ikiden vurdum şansı. Sevdim on üçünden gün bile almamış gencecik bir kızı.
KARAGÖZ:
Bu mevsimde nerede buldun körpecik hıyarı? Seradır o sera, mevsimsiz hiçbir meyvaya sebzeye kanma!
HACİVAT:
Tam aşk mevsimindeyim, beni yaşlı bir moruk sanma. Ali-Veli-Kırk dokuz-Elliye aldanma.
KARAGÖZ:
Kim demiş bana dallama, sen mi? Vallahi alırım seni ayağımın altına! Hesap versin bütün başlar ayağa.
HACİVAT:
Ayaklarına kapanacağım Leylâmın. Ben artık bir mecnunum.
KARAGÖZ:
Macun var mı sende macun? Varsa biraz ver de camlara çekeyim. Önümüz kış...
HACİVAT:
Kış bahçesi yüreğim döndü ilkbahara. Gideceğim gönlümün götürdüğü yere bağıra bağıra. Leylâââ, Leylâââ...
KARAGÖZ:
Ne bağırıyorsun be delirdin mi? Kim ki bu Leylâ? Kardeşleri var mı Süheylâ, Neclâ? Hani anaları bizim Dürdane Kalfa?

Sor söylesin sana Nabokov Usta. Geçkince bir adam aşık olur gencecik
bir kıza. Bu da onun sonu olur ama konu da olur ölümsüz bir romana...


Bu genetiği değiştirilmiş organizmalı aşkla olmuştur HACİVAT bir kolpa. İki yana atmaktadır yalpa. Yeleği tutan kopça. Bir araya gelemeyen iki yaka. Artık taşınmaz oldu karpuzlar takalarla. Tak taka taka taka tamir yapar HACİVAT kiralık konak yavrusuna. Çok fazla bakmamalı insan hayatın tadına, sonra bıkar oturamaz sofraya. Kıssadan hisse çok mutlu olmak yaramaz HACİVAT’a. İsteyerek kapılır biraz karamsarlığa. Aklı takılır annesinin el emeği göz nuru yastıklarına. Durur durur söver, taşınırken çalınmalarına. Bir de hiç giyilmedik bir ceketi uçmuştur kayboluşa. Anladık, her şey düşer birgün boş sayfaya. Markalar atılır çöp kutularına ama HACİVAT dört gözle bakmaktadır maaşa. Sevgilinin saçları maşa maşa iner omuzuna, kıvırcıktan dalgalıya. HACİVAT toplar eşyasını bir odaya. Kedi çarpar kovaya. İner akşam, aktarılacak dama. HACİVAT çıkar köşebaşına...

KARAGÖZ:
Vay HACİVAT, yerleşemedin mi, ne bu surat! Biz de sana geliyorduk hanımla, elimizde sakatat!

Bir takım ciğer, bir böbrek, bir dalak. Girer mutfağa KARAGÖZ paytak paytak. HACİVAT hiç acele etmez içeri girmeye. Elleri ceplerinde, nazarı gökyüzünde. Bulutlu hava hiç mi hiç iyi gelmemektedir eklemlerine. Lodosla bakar bu yaştan sonra ne köy ne kasaba fikirlerine. Daha dün Leylâââ Leylâââ sayıklayanın gönlüne girmiştir bir kene. ORhPozitif olmuştur kanını eme eme. KARAGÖZ seslenir mutfaktan ‘bak kanlı bir dalak yaptım, gelip de yesene!’ HACİVAT cevap verir ‘siz bakın işinize!’
KARAGÖZ ABLA bakar bakar, teşhisi koyar bu meseleye. ‘HACİVAT çok dertli, bırak üstüne gitme!’


AYKANKA gölge gibi süzülür kendi evine, her yer pembe. İncir çekirdeği dolar sevgiyle, yansır perdeye. İncir de ne iyi gider cevizle. AYKANKA bırakır alış-veriş torbasını tezgâhın üstüne. Girer salona, oturur kanapeye. Her yer bezenmiştir işlemelerle. Bu kendisinin, bu annesinin, şu teyzesinin; yer kalmaz halaya, yengeye. Hayaller bakar âleme. Hoca yatar ibadete. Günahkâr söver kıyamete.

Kıyamet gibi eşya doldurur herbir metrekareyi. Kutular kaplar yatakların altını üstünü. Ceviz sandık ayakucunda, topuzlu karyola başucunda, AYKANKA geçinir ucuucuna. Yemek, balık-ekmek tava, bol limonlu, tahin helvalı fava. Çiçeklerden manolya. Kimse bastıramaz AYKANKA’yı faka.

Kim ne derse desin, kızın gönlü kayar HACİVAT’a. Kim bakmaz ki böyle kibar, böyle çelebi adama. Her yer maganda doludur maganda. Kapı dibinde açelya. Açıl susam açıl kara parayla. Ülke gitsin talana. Açılsın falana filana. HACİVAT abayı yakmış filancaya. Komşu amca kaçmış taşraya. Kavak ağacının gölgesi düşmez olmuş sokağa.

AYKANKA gölge gibi sızmış birgün çınaraltına. Seyretmiş HACİVAT’ı taşınırken doya doya. Göz koymuş bir torbaya; içinden sarkıyormuş pembe-beyaz bir dantela. Tıpkı bendekiler gibi, demiş fısıltıyla. Almış bu torbayı, vurmuş sırtına. Gölgelere karışmış güneşin altında. O torbadan çıkan birkaç yastık ve bir ceket ‘hırsız’ damgası vurmuş AYKANKA’nın alnına. Oysa gönül hırsızlığı dahil değilmiş adi suçlara. Alt tarafı yastıklarla, balık sırtı cekete bakarmış HACİVAT’a bakar gibi AYKANKA. Aşk ferman dinlemez, kök söktürürmüş kanuna tımbır tımbır.

Kanun sesi çıkar az sonra balkona. Romanlarda düğün vardır; titreşimler geçer, göbekten kalçalara...


Ayten Suvak

Sürecek

AS-Genden Karagöz Enden Hacivat (9)


KENANKA bir an başını kaldırır gökdelenleşmiş çevirilerinden. Biraz kızgındır ama hırgür çıkmaz Başak erkeğinden. AYKANKA sorumludur bozuk çıkan resimlerden. Bayıldığında kaymıştır bütün hayaller karelerden...

Rüzgar eser karayelden. Kahramanlar kılıç kuşanır Don Kişot namlı erden. Yaprak yaprak karikatür uçuşur Don Quichotte adlı mizah dergisinden. Şen kahkahalar yükselir hayal kahvehanesinden.

Kültürler gelir, kültürler geçer tüm dünya kentlerinden. Bu kez piyango topu İstanbul’undur. ‘Bul karayı al parayı’ torbası onundur. İşini bilirse karundur, bilemezse harundur. Anlaşılır mı hemen, şehrimiz kavun mudur? İş bilenin kılıç kuşananındır. Kullanılmayan deyimler ölüme mahkûmdur.

KARAGÖZ:
Bende yürek Selânik, korku kumdur. Sözün özeti bir varmış, bir yokmuş’tur.
GENDENKA:
Vatanî görev herkesindir, medya maymunu kafesindedir. Dünya Ticaret Örgütü herkesin cebindedir.
KARAGÖZ:
Bir sincapla bir tosbağa atın terkisindedir.
KARAGÖZ ABLA:
Saçmalığın bini bir para, canı yanan eşek yörüktür ata.
HACİVAT:
Hayır, atlar tepişir, eşekler ezilir arada.
AYKANKA:
Boş fıçı çok langırdar. Diyecekler boş bunlar, çok langırdadılar.
GENDENKA:
Değme sarhoşa, yıkılana kadar gitsin derler adama.
KARAGÖZ:
Kimine gazoz, kimine şampanya!

KENANKA atar Almanca bir deyim ortaya. Eile mit weile, der kırk yıllık Almancasıyla. Türkçe’ye çevirmeyi unutur, hayaller yapar bu işi, kitaba baka baka. Acele eden ecele gider, der tam puanı kapar AYKANKA. Suretler anlaşır kültürlerarası lâflarla. KENANKA alelacele tekrar döner Almanya’ya. Çünkü seslenmiştir Frau ELENOREKA: Wo bist du KENAN, du bist mein du bist mein! Nein, yok gitmek artıkın zur Türkei, senin yemek memleket Düisburger yau!

Aman KENANKA Türk kalsın, biralar Alman. 2010’da İstanbul aman ki aman. Etkinlikler akıllara ziyan. Görsünler el mi yaman, bey mi yaman! En yaman bizim devran. Lâfla peynir gemisi yürütür her an. Her suret asılır kendi bacağından. Kültür konferanslarının bütün kahveleri, çayları, ‘hatçaklıtları’ GDO’suz Marduk kumundan...


Karagöz’ün sakalı kızıl kırçıllı, bıyığı kaytan, gözleri kırmızıdır. Tavşan geni karışmıştır zahir, kızıl kahve gözler bakar tahir tahir. Hapşırır yeninden içeri, sendeler geri geri. Belli ki onu da esir almıştır domuz gribi. Öksüre öksüre girer sahneden içeri; azıcık beri durun beri. Öpüşmek sarılmak yok bundan kelli, ama KARAGÖZ’ün aklı başında hayali aşındadır. Her zamanki haliyle tam kıvamındadır.

KARAGÖZ:
DOğadan gelir korkuMUZ; DOsta verilir oMUZ. GDO’dan aşı yer karpuz. Rekabet işbu virüsle bakteri arasında, bağışıklık sistemi sonsuz. İlaç sanayii gelişemez onsuz. DOkulara hergün çikita MUZ...

Böyle der, muzu soyar, içinden çıkan istavriti yer. Hem protein hem karbonhidrat birarada iyi gider. KARAGÖZ’ün rengi normale döner. Gözler bir yanar bir söner. Sonunda muradına erer. İyileşir, kahveye gider. Tam oturacakken HACİVAT yoldan geçer. Halinde tavrında bir sünbül teber. Boyu posu Sarayburnu’na fener. Hâlâ yakışıklıdır ellisine merdiven dayamış nefer. Yalnız bir garipliği vardır HACİVAT’ın; KARAGÖZ hemen sezer, gizlene gizlene izler.

HACİVAT duldur epey zamandır. Kendi kendine yeten becerikli bir adamdır. Nüktedandır. Gönlü hep taze bir fidandır. İçinde bülbüller öter, ev sahibi duvak düşkünü dul hanımın gönlünde tüter. HACİVAT VATVAT’ı çağırır durur, oysa berikinin aklı kadının on iki yaşındaki kızına takılır. LEYLÂKA, ismi budur. LEYLÂKA HARE. Ana-kızın ailesi pare pare. Ana DÜRDANE HARE mektup yazar, aşkını ilan eder HACİVAT Çelebiye. Adam kibar, okumuş, kişiliği yekpare.

Neredeyse yarım yüzyıllık adam, on ikilik çocuğa tutulur, yaşı başı durulur. Kızın ayağına, sarı saçına, fidan boyuna kul olur. LEYLÂKA’ya baba, DÜRDANEKA’ya koca yazılır. Orta ikiden bütünlemeli LEYLÂKA Fransızca’yı HACİVAT’tan alır. Resimli romanlar yerlere yayılır. VATVAT çelebi için bu skandal sayılır. LEYLÂKA zoraki okumaktan bir bayılır bir ayılır...

KARAGÖZ HACİVAT’ın hayatına bir uzaktan bir yakından katılır. Dul DÜRDANEKA’yla o da bir zamanlar küçük bir macera yaşamıştır. LEYLÂKA’nın duru güzelliğinin o da farkındadır. HACİVAT her şeyden habersiz aşk yarışındadır. LEYLÂKA yazmakta olduğu romanın baş kahramanıdır. Bütün gizli emeller yaprak yaprak ortadadır. DÜRDANEKA bu durumu öğrenince hayatı kararır; asabice atar kendini sokağa, bir arabanın altında kalır. O aralık LEYLÂKA yaz kampındadır. Bilmez annesinin öldüğünü, eğlendirir orada oğlanlarla gönlünü.

Babalığı HACİVAT HACİVAT dikilir karşısına birgün. Bundan böyle H.H.’nin emektar kamyonetinde geçer hayat günbegün. HACİVAT esirdir, LEYLÂKA begüm. Nesi var nesi yok harcar bizim çelebi, peri kızının uğruna. Üç yıl geçer, ne maceralar ne maceralar eklenir masala. Peri kızı girer on beş yaşına. Zülüfleri düşer hilâl kaşına. KARAGÖZ izler bu ‘uygunsuz’ çifti uygun adımla. LEYLÂKA koca babasından gizli gizli buluşmaktadır onunla. Acaba KARAGÖZ’le HACİVAT’ın gölge oyunu mudur bu aslında? LEYLÂKA’nın gönlü bir KARAGÖZ’de bir HACİVAT’ta. Kızıl gül endamı hare hare dalgalanır durur yakamozlarda.
K ile H’nin gelmesi yakındır alfabede gırtlak gırtlağa...

Ayten Suvak

Sürecek

AS-Genden Karagöz Enden Hacivat (8)


Haydi overlokçu geldi overlokçuu! Doku halını yeniden dokuuu! Bütün ilmekler kotarılır, kırılmış kalpler onarılır. Haydi overlokçunuz geldiii!

İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti. Tamir ettirelim şehrimizi. Hey overlokçu, gel bitir şu mega kentin işini! Nasıl tamir edersen et güve yeniklerini. Yeniden işle motiflerini. Canlandır renklerini. Uyandır sahiplerini. Ustalar getirsinler döşetmek için kültür mozayiğini...

Ah KENANKA da terkediverdi gitti yöreyi. Sanki noktasız virgülsüz yapamazdı çeviriyi. AYKANKA çevirtiverecekti ona bir kültür makalesini.
“Para isteme, buz gibi soğurum, arkadaş demem sana” diyecekti yüzüne karşı dobra dobra ama KENANKA’nın aklı fikri olmuş opera. AYKANKA geçsin telepatik ayara. Um, Umm, Ummm, -miş gibi gelsin KENANKAlı simulakrummmm. Yürü ya kulummmmm, bütün hayallerin peyniri tulummmmmm...

KARAGÖZ:
Ben tulumu çektim. Başlarım işe. Biz de çıkarız 2010’da seri gösteriye.
HACİVAT:
İstanbul’u sokak sokak dolaşıp tanıtalım kendimizi müşterilere...
GENDENKA:
Bölelim şehri kesirlere, temizletelim esirlere. Yedirelim macunu mesirlere...
ENDENKA:
Sandık bulalım çeyizlere, kavanoz ayarlayalım cevizlere. Her yeri kokutalım manolya çiçeklerine...
AYKANKA:
Kim galeri bulabilir KENANKA’nın resimlerine? Döndürelim onu vatan türkülerine. Almanya’dan değil, Türkiye’den atsın mesajı kardeşlerine...
KARAGÖZ ABLA:
Dönmezse izale-i kardeşlik davası açalım bütün çevirilerine...
KARAGÖZ:
İzale-i şuyu ile el koyarız malına mülküne. Şimdi herkes davalı birbirine. Yazdırırız bir dilekçe kâtibime...
HACİVAT:
Hah, Kâtibim Sokak’ı koyalım kültür bildirilerine...
KARAGÖZ:
Say bakalım İstanbul’u sokak isimleriyle!
HACİVAT:
Tebdil Eskisi, Nacak, Bolahenk, Değirmenarkası, Mor Salkımlı, Çatalçeşme, Kopça Sokağı, Taktaki Yokuşu...
KARAGÖZ:
Aman ayaklarım uyuştu yürümekten. Rabia sebil getirse İstanbul’un Gizli Bahçeleri’nden...
GENDENKA:
Ben birgün geçtim Şakacı Sokak’tan. Benim arkadaş müşteri aldı Kozyatağı’ndan. Döndük dolaştık, çıktık Devriye Sokağı’ndan...
ENDENKA:
Ben de yanarım Burçak Sokak’ta gelin olamamaktan...
KARAGÖZ:
Ben de yoruldum Kuruçeşme’de şerbet dağıtmaktan...

Her biri ayrı sokağa dağılır suretlerin. Bazıları çıkmazına rastlar gerçek olamayacak hayallerin. İçinden geçerler betonlaşmış bahçelerin. İzini bulamazlar çocukken hızsızlık yaptıkları çakal eriklerinin. Bostanlar kurumuştur, yerinde yeller esmektedir eski yeldeğirmenlerinin...

Kimbilir kimler geçti bir zamanlar eski Tekkeiçi, şimdiki Kâtibim Sokak’tan? Şıralar içilirdi çardaktan. Koruklar çıkardı bamyadan.
O zamanki sebzelerin geçilmezdi tadından. Kuyruk yağı süzülürdü hamurdan. Miskinler çıkaramazdı ekmeği çamurdan. Tekkeler dolar, boşalamazdı tembel güruhundan. Kimin ocağı sönmemişti ki o kapkara afyon hapından...

KARAGÖZ:
Bir ısırık alsaydım o Afyon lokumundan. Hanııım, yarım kilo Silivri yoğurdu tarttırıver şu seyyarın tablasından!

Omuzunda havlusu, Tekkeiçi’nin dondurmacısı döndü köşeden. Haydiii, dondurmam gaymaak, ince perdeden! Hangi harçlık kurtulurdu ki Arap bakkalın incirli şekerlemesinden! Hangi yalınayak başıkabak çocuk eşelemezdi beş on kuruşluk tedavülden kalkmış parayı, sokak ağzındaki boş araziden. Güneş ne güzel batardı Solak Sinan mahallesinden. Ahşap evler ne gizemli boyanırdı akşamın renklerinden. KARAGÖZ’ün teyzesi bastonuna dayana dayana nasıl tırmanırdı yokuşu Bağlıbahçe’den. Ne setre pantollular, ne erguvandan feraceliler geçerdi Arnavut kaldırımlarından. Ne kaldı ki geriye Kâtibim’in notlarından?

KARAGÖZ ABLA:
Bey bey, Tekkeiçi Sokak’ı kaldırıyorlar tabelâlardan! Kâtibim Aziz Bey Sokak okunuyor bizim buralardan...
HACİVAT:
Evi vardı o zatın az ileride, mezarı karşıdaki yeşil türbede...
GENDENKA:
Üsküdar’daydı setresi uzun önemli kişiler görevde. Eski Selâmsız şimdiki Selâmıali’de...
ENDENKA:
Komşunun Ali kızak kaydıydı Bağlıbahçe’de; bulduydu kendini sokak ortasındaki kuyunun dibinde...
KARAGÖZ ABLA:
Kına gecesine gittiydim, Tamburî Cemil Bey’in köşkünde. Baka kaldıydım nar kızmızısı geline. Kiralık ev aradıydım tulumbacı erine. Sünnet düğününe davetliydim tavus kuşlu bahçede...

Bakın işte başladı hecallere şimdiki Selâmsızlı sazende çingene. Üsküdar’a gider iken alacak bir darbuka yağmuru gece gece...

Sokaklar uğurludur. Taktaki Yokuşu Tübitak’tan bursludur. Sıkıntısı olan kendini sokağa atar kurtulur. Parklara işsizler konuşlanır. Sokakaralarına haftanın her günü pazar kurulur. Yağmurda kadırımlar yuvarlanır. Saçaklardan kuş gübresi ufalanır. Ağaçlara aşk okları kazınır. Büyükanneler, büyükbabalar gezdirir torunları. Bilinçsizler kullanır uyuşturucuları. Halk ekranda seyreder hırsız-polis aşıkları. Çılgın genç uçurur sevgilisinin kafasını. Her tip insan doldurur Beyoğlu’nu. Asmalımescit çarşafa asar sarhoşlarını. Kasap kalantora keser uykuluğu. Apartman görevlisi beğenmez kapıcılığı. Öğrenci dövmez hocasını. Kadın kısmı da aldatır kocasını...

KARAGÖZ:
Kim biçti bizim bahçenin yoncasını? Dört yapraklı bulduydum, süsleyecektim Garanti Bankası’nı...
KARAGÖZ ABLA:
Sanki faiz verecekler sana fazladan. Küçükler kessin umutları artık yatırımlardan!
HACİVAT:
Dardı geçemedim kaldırımdan. Otobüs geçti bir kadının kaburgasından.
GENDENKA:
Çift katlı otolarda sürsün seyahatlerimiz. Bugüne bugün kültür başkentiyiz.
AYKANKA:
Biz gölgeler semtiyiz. Organize işlerin assolistiyiz. KENANKA’yla yıllardır, ayrılsak da beraberiz. Hiç kavga etmeyiz. Birlikte topaç ve seri işler çeviririz.
ENDENKA:
Çember çevirin, felek geçsin içinden. Benim feleğin ayağı takıldı geçerken. Çember kırıldı, Ekrem adlı peygambersizden...
KARAGÖZ ABLA:
Düğünler olmaz oldu kambersizlikten...
GENDENKA:
Yemek listeleri gelsin ‘Yemekteyiz’ yarışması kişilerinden. Tartışmalar
en dişlisinden...
KARAGÖZ:
Diş buğdayı kalktı mı aşurelikten? Nesiller üreyecek mi bakalım GDO’lu gelin çiçeklerinden...
HACİVAT:
Birşeyler umalım mı miyadı dolan eski nesilden?

Ayten Suvak

Sürecek

AS-Genden Karagöz Enden Hacivat (7)


Tülbentle kurur kırgınlık. Kestaneyle kebap olur kızgınlık. Muzlu sütle sindirilir dargınlık. Kapuskayla pişirilir alınganlık. Pişmaniyeyle ağızda
erir pişmanlık.

AYKANKA bir kutu cezeriyeyle döner. Elinde oyuncak yanar-döner fener. Sanki der ki hayat bir yanar bir söner...

AYKANKA:
Cevizli yiyelim, omega üçlü lâf çevirelim. Benim mektubu kesmeden bir dinleyelim.

ENDENKA heyecanlanır, içinde güvercinler kanatlanır. Mektup önce dörde, sonra ikiye katlanır. Daha sonra bir paragraf atlanır..

AYKANKA:
Daha renkli düşüneyim, daha yazılmamışı yazayım istiyorum. Belki içimde istek uyanır, aşka gelir, güzel bir bebek doğurur gibi güzel bir eser çıkarırım ortaya ümidiyle doğal vitamin desteği alıyorum. Daha iyi besleniyorum, daha çok açık havaya çıkıyorum, güneşleniyorum. Yazamama hastalığının mikropları bir türlü ölmek bilmiyor. Yazma isteği uyandıracak haplarımı sekiz saatte bir yemeklerden önce Karakulak suyuyla almama rağmen...


Yaşam Buruşuk Bir Mektup



AYKANKA’nın okuması geriler. Çilli yanaklı Havva’dan bir bardak su ister. İçer, bir daha içer. Kurban kavurma midede bir kez daha pişer ama pişmiş aşa su katılmıştır, AYKANKA kendinden geçer...

KARAGÖZ:
Çağıralım hanım üfürükçü Memiş’i. Döner sermayeden öderiz astronomik ücreti. Tez gelsin, savsın üstümüzden şu felâketi...

Üfürükçü Memiş önce nazlanır, aldığı avansla iştahlanır. Abdest alır paklanır. Beyaz gömleği doğa dostu deterjanla aklanır. Evden çıkarken tekir kedisi yatağın altına saklanır. Perdede görünmesiyle cümleten rahatlanır...

ÜFÜRÜKÇÜ MEMİŞ:
Nazar ermiş sanki bu hanıma. Kara bir gözden haset çarpmış kafasına...

Euzü bi kelimatil lahit hammati bin şerri külli aynin şeytanin ve min şerri külli aynin lâmmetin, okunup üflenir AYKANKA’nın suratına suratına.
Cazırrr cazırr erimiş kurşun çarpar suya. Göz göz açılır maden, AYKANKA geçer kurtuluşa...

Suretler AYKANKA’nın etrafında diz kırıp otururlar, sonra lâfların belini kırarlar. Henüz kimse gülmekten kırılmaz. Mektup okumadaki zorunlu aralara kızılmaz. Havva ile Rabia sakarlıktan işten atılmaz. Ağlamayan bebek kayık salıncağa konmaz. Her yemek fasulye gibi nimetten sayılmaz. Aşırıya kaçan bir daha ayılmaz. Hep bir ağızdan:

Ayıldı ayıldı! AYKANKA’nın bulutları dağıldı. Topraksız tarım yapıldı. Ürün GDO’yla doldu. Hayallerimiz soldu. AYKANKA’nın takma adı SOLMAZ oldu. Mektuba güvercin kondu. Uğurdur. İkramiyeler hayallerimize yağdı yağdı, duruldu...

ENDENKA:
Bu bölümler mektup üzerine kuruldu. Verin okuyayım, balık mı tutuldu, tavuk mu yolundu!

“Kanım sulansın da beynim daha iyi çalışsın diye daha çok su içiyorum. Su pazarındaki bütün markaları deniyorum. PH 7, 8, 9, 10 - Git komşunun damına kon, diyorum. Bir ara talihsiz bir kadının başına geldiği gibi şişeden su yerine asit içerim korkusuyla, önce sol elimin serçe parmağının ucunu ıslatıyorum suyla. Denetimi atlarsa ne alâ. Atlamazsa otuz beşe bakla. O zaman en azından bana bir şikayet dilekçesi yazma fırsatı çıkar, yazamama hastalığımın tedavisinde olumlu adımlar atar, sanat dünyasının kara gözünü satar, nekahat devrini fetrete katar, Lethe’nin ırmak suyuyla unutmayı yazılara bağlar, fırsat bu fırsat, yaşadıklarını suya atar, kendine gelirsin diyorum içimdeki yel değirmenine. Uğraşıyor uğraşıyorum pet şişeleriyle...”

GENDENKA:
Uğraşalım tabii. Şair Eliot’un Çorak Ülke’si olmayalım. Kuyulardan arsenik çıkarmayalım.

HACİVAT:
Arsen Lüpen’lik iş çıkaralım. Hırsızları kovalayalım!
KARAGÖZ:
Dinlemeyeni sopalayalım...
AYKANKA:
Siz de beni dinlemiyorsunuz, ben de sizi sopalayayım!
KARAGÖZ ABLA:
Sen sakin ol, sinirlenme; başımıza yeni bir masraf açmayalım, perdeleri açalım...
ENDENKA:
Verin şu mektubu oradan buradan okuyayım da bitsin bari. Aşkı bulacağım diye diye ben de sabır kalmadı gari...

“Sonunda fazladan içtiğim sular işe yarıyor. Suname diye başlık atıp, içimde aylar, yıllardır biriken zehirleri detoksin ırmağına atıp, taptaze bir pınardan köpüklerle doğuyorum ay tanrıçası olarak. Marmara Bölgesi’nin
tepelik bir yöresinden fışkırıyor bu pınar. Bursa’nın şeftali, Yalova’nın yerle yeksan elma bahçelerinden geçip, Balıkesir’e doğru genişliyorum. Bir süre Gönen kaplıcalarında sıpalarımı yıkayıp, Gönen çayını besliyorum esans kokulu ‘örl-greyle’...”

AYKANKA mektubu ENDENKA’dan alıp, birkaç sayfayı cebine atar. Bu kısımlar sizi sıkar, okurun da canı çıkar. Sen iyisi mi al şuradan oku, der, yerine döner. ENDENKA aşkta umduğunu bulamayanların depresif haliyle alır eline tekrar mektubu. KARAGÖZ ABLA böğrünü dürter, haydi okuyu okuyuver de şunu, bitsin...

AYKANKA hızını alamamış, hâlâ içini dökmektedir gavur orucu gibi uzayan mektubuyla...

“Yazdıkça açıldım, kendimi daha iyi hissetmeye başladım. Ay gökyüzünde yükselmişti ben yazarken. Kalkıp biraz salata yedim. Nurtopu gibi lahana aşılı kıvırcık salata göbeği. O dolce Napoliii, şarkı söyledim. Evden çıkıp deniz kenarında yürüdüm. İki erkek kolkola kırıta kırıta yanımdan geçtiler. Göbeğini çıkara çıkara yürüyen kırmızı gömleklisi, yakamoz gibi dalgalanan parlak yeşil gömlekliye: “Ay çok yürüdük akşam akşam, eridik mi kıız?” dedi dalgalanan bir sesle...”

ENDENKA:
Ay aşk gibi aşkı bulmak ne mümkün bir nefeste. Mektuplardan hayır yok aşk siparişinde. Benim kalp tamir ister her bölümünde...

Ne rastlantıdır ki, sokaktan da tamirci geçmektedir o ara. Mektup bir kenara firlatılır, domuz gripli bir mendil örneği.

Ayten Suvak

Sürecek

AS-Genden Karagöz Enden Hacivat (6)


ENDENKA:
Bir dinletmediniz be şu öyküyü keyifli keyifli! Aşka susamışız şurda, sular da zehirli pet şişeli!

AYKANKA da kaydı billahî, dünya oldu tahtaravalli. Siz dinlemezseniz dinlemeyin, o da KENANKA’ya anlatır halini bundan kelli. Hah işte, iyi insan lâfının üstüne gelirmiş. KENANKA kapıda, elinde bir demet çiçek; siz deyin yasemen, hayaller desinler hanımeli...


Bütün eller havaya, Kenanlar ayrı sofraya. Et olmasın aman, gider bütün zahmetler Marduk’un kahve krallığına. İki gözle bakan hiçbir canlı giremez KENANKA’nın karnına. Kimse vurmasın tekmeyi denizatının bile sırtına...

AYKANKA:
Guten tag, KENANKA, elveda mı dedin yoksa Almanya’ya. Hasret mi kaldın oralarda Amasya elmasına?
KARAGÖZ:
Elmas Hanıma ne olmuş? O da mı olmuş rahmetli, bizim BURAM BURAM HASRET gibi?
AYKANKA:
Yok yok, adını değiştirmiş, Elmas olmuş Elenore!
KENANKA:
İyi dalga geçtiniz dostlar benimle. Çağırdınız geldim telepatiyle. Vejeteryen beslenmeye hep bakarım sempatiyle...
KARAGÖZ ABLA:
Senin koca kedi tırmalamıştı beni koca patisiyle. Pek severdin
yaşamayı sen, kediyle köpekle. Hâlâ öyle misin?
AYKANKA:
Öyle ya da böyle, KENANKA beni dinlemeye geldi bütün benliğiyle.
Siz kıl oluyordunuz ya benim hayal ürünlerime...
KARAGÖZ:
Bırak da önce tartışalım bari KENANKA’yı gül gibi hayatından kesitlerle.
Sen bir başlarsan GDOcan sarhoşu olur bütün hayaller küfede...
AYKANKA:
Benim ayol hep burada olan sizlerle. Beni bir dinleseydiniz hakkıyle!
GENDENKA:
Kankalar kapışmasın, dostluklar aşınmasın; bizde kulaktan çok ne var, telekulak mağdurları yatışsın...
KENANKA:
Çağırdın geldim AYKANKA. Çeviriler beni bekler, boş lâfa klavye bastırma. Neler var torbanda, şöyle bir salla!
AYKANKA:
Valla bunlar kurbanlığa yapmadılar bana yaptıklarını. Biraz abartıyorum ama, onlar da göz ardı ettiler sanatçı damarımı...
HACİVAT:
Herkese lâzım bir şamar oğlanı. Bizim kasaba kestirmeli kıvırcık kurbanlığı. Sandıktan çıkarmalı bayramlık urbaları, parlatmalı rugan ayakkabıları!

AYKANKA:
Benim kurban yazsın size alaturkadan muvaşşahı, alafrangadan akrostişin şahını:

Kaçamam bağlıyım
Ugh acır valla canım
Razıyım çifte koşsunlar
Buzağımdan ayırmasınlar
Azamam imanlıyım
Namerdim seversem deli danayı
La ilahe illallah dedirtmem
Iskalatırım bıçağı
Katilsiniz siz be Allah’ın dayaklıkları...

Bunları söyleyip, kaçar gider AYKANKA ardında bir mektupla. Bütün hayaller oturup kaşık sallar kurban kavurmaya. KENANKA yutkunmaz, limon sıkar ot aşına.

Hayaller oturuşur yuvarlak masada. Kral Arthur ve şovalyeleri ayakta kalır, çeker giderler ava. Herkese karanfilli şerbet dağıtır hizmetçi kız Havva. İrmik helvası kavurur Rabia. Çam fıstıkları bayatlamıştır, atılır serçelere. Kuş üzümleriyle idare edilir, komşunun duluna verilir fitre. Bekâr kızlar dama çıkarlar, ‘âdetiniz kurusun mavvv’ diye bağırmaya.
HACİVAT başlar AYKANKA’nın mektubunu okumaya...

“Son üç aydır...”

İlk üç satıra bile gelmeden şangırr! Havva kırar bardakları. Rabia kurtarır tabakları, altları Çin porseleni damgalı. Derken tiz bir bağırtı. Kanıyordur Havva’nın parmakları. Ay, kan görmeye dayanamaz KARAGÖZ’ün hanımı. Şakk düşer bayılır, bu nasıl iştir, saniyede ayılır. HACİVAT sürdürür okumayı...

“Son üç aydır kendimi pek iyi hissetmiyorum. Yazmak isteyip de yazamama hastalığına tutuldum...”

KARAGÖZ ABLA:
Ayamama hastalığı da neymiş, anlar mı acep bizim üfürükçü Memiş? Şu AYKANKA da ne dantelmiş, annesi telle gergef işlermiş...
KARAGÖZ:
Ne yemiş, ne yemişse HACİVAT’ın dili şişmiş, hemen üç kulhuvalla bir elham okumuş Memiş...

HACİVAT:
Dilim değil, yüreğim şişti. Bizim kankalar yazarlıkta pişti. AYKANKA’yla KENANKA olsunlar aynı hayalde pişti. Birlikte Kankaname yazmak tam onlara göre bir işti...
KENANKA:
Namenameyle olalım biz âllâme, ben gidip getireyim size bir cilt Seyahatname...
KARAGÖZ:
Yok bizim buralarda yetimhane. Biz suretler yazacağız upuzun bir Öksüzname...
GENDENKA:
Kim sokarsa elini taşın altına, o ödesin faturayı matbaaya...
ENDENKA:
Ay nereye kayboldu şu AYKANKA! Ne güzel aşk iksiri verecekti sevabına. Ah içim yandı, bir doğal maden suyu getiriversin Rabia!
RABİA:
Sodalısı var gaz basmalı; yarısı içilirse hemen ağzı kapatmalı...
KARAGÖZ ABLA:
İçmemeli yapay gazlı olanı, kemiklere oyuk atanı. Suyunu çıkar iç elmayı, havucu, narı...
ENDENKA:
Nar oldu içim, şimdi patlayacağım, bin bir taneyle o biçim! AYKANKA’yı okuyalım, sönsün biraz hararetim!
KARAGÖZ:
Ne, hakaret mi etmişim AYKANKA’ya. İki gözüm sürmelensin, böyle bir şeye sıvadıysam paça! Ne alıngan oldu bu suretler, sanki insanlardan gen yürüttüler!
HACİVAT:
Bizim gen haritasını da çürüttüler. Baksana burulduk, borçzedeler gibi angut olduk. Kasvetli selvi olduk, sallandık durduk...
KARAGÖZ:
Durduk yerde tatsızlık çıkarma da oku şu mektubu, ya da ölçeyim gel senin boyunu...
HACİVAT:
Tamam tamam, celâllenme, rezil olmayalım elâleme! KENANKA bilmez, belki alınır bu hallere...
KARAGÖZ:
Kaçın kurrası o, bilmez mi hiç! Sen bilmezsen bilir bizim çilli piliç...
ENDENKA:
Ay yeter gene dökülecek saçlarım. Hamlet’in sevgilisi Ophelia olup gölde boğulacağım...
KARAGÖZ:
Ben o Şekispir’e yazacağım, AYKANKA’yı alsın yanına çırak diye...

Çırrak diye kapanır kapı. KENANKA gider. Çevirileri yetişmezse bilir yutacak hapı. Keşke biraz daha kalsaydı da şunlara gösterseydi sapla samanı...

KARAGÖZ:
Kim dedi, sakla samanı, gelir zamanı? Sakladık işte altını, na burda...

Yüreğini işaret eder. AYKANKA dayanamaz, gözyaşlarıyla döner. Gözlerinde altın parıltıları, dişlerinde inciler...

AS-Genden Karagöz Enden Hacivat (5)


Yaratık GDO’lu Atık

Un değirmeninde ağaran saçlar kahve cennetinde renklenmiştir.
Etrafta GDO’lu türden çeşit çeşit yaratık yeşermiştir. Bitkiler, hayvanlar
yeniden isimlendirilmiştir. Modaya uyarak isimlerin sonuna ‘can’ takanlar, şimdi önce GDO’lara sonra canlara takılmışlardır. AliGDOcan, SelGDOcan gibi. Kedi olmuştur medi, köpek olmuştur töpet, çam olmuştur mam, muz da zumlamıştır bütün isimleri...

HACİVAT:
A KARAGÖZÜM, sende ayaklar zebra, boyun zürafa, gövde gergedan...
KARAGÖZ:
Ben GDO soyundan bir hanedan. Anamın adı Handan, babamın Aydan, benim tohumsa Marduk’tan...
KARAGÖZ ABLA:
Ben de ameliyat oldum kataraktan. Dünya almış çehresini bizim perdedeki antraktan...
AYKANKA:
Ben giyeceğim artık kaftan. Kurbağa bacakları sıçramış bana, acaba hangi cenaptan?
GENDENKA:
Suya baktım civaymış, kokladığım mavaymış. Marduk’tan gelecek kıyamet martavalmış...
ENDENKA:
Kopardım bir dal, baktım kavalmış, ucunda çoban varmış, meyva gibi sallanırmış!
KARAGÖZ ABLA:
Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar her yeri sarmış. Gölgelerin gücü adına güç artık onlardaymış!
HACİVAT:
Çizgi filmlerde yaşasın insanlık. Biz eski suretlerimize dönelim bu defalık...


Perdeleri uçuşur GDO’lu dünyanın. Fırtına çıkar, katar bulutları önüne. Atar GDO’lu gölgeleri kara deliklere. Hayaller arınır böylece zehirden ama kahve temizlenemez sel olup akan nehirlerden. Bütün şehir kahve kokar, çöplükler bile. Çaydan geçmiş bu millet, sıvalı paçalar niye?

AYKANKA:
Ay çaysadım ayol, yok mu bir demli çay bardakta, ama istemem kesinlikle kupada!
KARAGÖZ:
Bizim suretler altın kupada, komşular gümüş, romanlar bakırda.

Haydi kalaycii, kalayci geldi hanım, seslenir bir roman bizimkilere
karşıdaki bayırda. Önce bir göbecik atsın da hele, kalaylanır bakırlar
kumunu sere sere...

KARAGÖZ ABLA:
Bizim teflonlara zil takıp şunları oynatalım!
ENDENKA:
Çelik kazanda su kaynatalım...
KARAGÖZ:
Kimin suyu ısındı, kim ölmüş hanım?
KARAGÖZ ABLA:
Bir garip ölmüş diyeler, kefeni olsun bizim perdeden...

Ne yazık ki BURAM BURAM HASRET HANIMdır ölen. Hasret bitti.
Bütün beklentiler gelecekten...


Sanki biz hasret bitti demedik. Açmışız harbîden bir gedik. Her yer anılarla olmuş delik deşik. Bütün suretlerin halleri psişik. Birbirlerinden anı çalarlar itişip itişip. Yağmur damlar ahşap çatıya şip şip. Şuradan bir ip getirin ip. Gerin onu, ilk atlayan ölçsün anıların boyunu...

KARAGÖZ ABLA:
Şu karşıki bahçede ne düğünler olurdu. Tamburî Cemil Bey’e ne kızlar vurulurdu. Alırdı çalgıyı eline, konurdu bahçenin ekmek ayvaları siniye. Dünyalar durulurdu. Aşk gelir baş köşeye kurulurdu. Bilemezdi o zamanlar, ahşap evini yıkacaklar, yerine çirkin bir apartman konduracaklar. Romanlar pencerelerden ‘Bir hecalim vaar!’ları halı gibi sarkıtacaklar. Çocuktuk biz o zamanlar, şimdi tambur yerine öter Bağlıbahçe’de borazanlar. Kurulur ille de roman olasıca sofralar, her tarafta göbek havasıyla kafa bulanlar...

KARAGÖZ:
Bizim tel dolabı kurarlar kurarlar, yıkılırdı. Kuyuya kova salarlar, karpuz
buz gibi soğurdu. Şişko Minnoş Mamicimore kömürlükte beşiz doğururdu; Kara Berra her mamaya yumulurdu...
GENDENKA:
Sandık odasında tarhana kurutulurdu. Hamur çatıda yoğurulurdu. Ev makarnası sedirde unutulurdu...
ENDENKA:
Kargalar bostandan kovulurdu. Dolap beygiri ayakta uyurdu. O bostancının karısı ne kurumluydu ne kurumluydu...
KARAGÖZ:
Kim şimdi pizza buyurdu! Fikis mönüyle çatlayıncaya kadar ye, ne oldu bizim canım gözlemeye? GDO’lu şeker şurubu balı sür üstüne, kıvır kıvır, gönder mideye...
HACİVAT:
Hepimiz alafranga olduk resmen. Alaturkaya yüz veren yok ne ismen ne cismen...
GENDENKA:
Biz artık batılıyız kısmen. Bütün kültürümüzle olduk yavan, yapay yem!
KARAGÖZ:
İşgal altındayız, kaçalım perdeden hemen!

Durun nereye kaçıyorsunuz; dünya ufacık, önce yiyin bol sarımsaklı bir cacık, sonra siz kaçırtırsınız istilacıları azıcık azıcık. AYKANKA birşeyler anlatmaya başlar kaçık kaçık...

AYKANKA:
O akşamüstü istesem Tuna’yla balık avlamaya gider, günbatımını ıssız
adada seyrederdim. Korkmasam ay doğuncaya kadar orada kalır, çalı çırpıyla ateş yakar, balık kızartır, daha doğrusu bu işleri Tuna’ya yaptırır, kendim çakıltaşı toplar, denizde taş sektirmece oynar, şarkı söylerdim...
KARAGÖZ:
Kime kazak örerdin, anlayamadım, ağzında yuvarlama şu lâfları, şarkını rap sandım...
KARAGÖZ ABLA:
Hele sen bir sus da dinleyelim. Naçizane fikrimizi sonra belirtelim...
AYKANKA:
Tanınmış bir şarkıcı ve oyuncunun ağabeyi olan Tuna benden daha çok şarkı bildiği için, benim karmakarışık şarkılarımı yerli yerine oturtur, sonra da beni karşısına oturtur, küçük bir konser bile verirdi ama ben hiç gitmedim ki ada gezisine onun teknesiyle...
GENDENKA:
Senin huyundur, sen hep eğlenirsin hayallerle. Kızım sen şizofren misin,
bu hayal bolluğu nereden böyle?

ENDENKA:
Ay şat ap ya, kapatın çenenizi dedirtmeyin bana! Bir aşk öyküsü kokusu alıyorum, bana uyar...
AYKANKA:
Remzi’nin kıyıdaki salaş kayıkhanesinde balık da yemedim. Deniz kestanesi olsa tadardım, dedim ona ve her zamanki yerime doğru yürüdüm. Neredeyse denizin içine inşa edilmiş evin kuma inen basamaklarına oturdum. Ev boştu, merdivenlerini işgal etsem kime
zararı olurdu! Dilediğimce yayıldım orta basamağa; çok geçmeden,
Remzi’nin oradan balık kokuları gelmeye başladı. Yavru kediler ayaklanıp, birbirleriyle didişmeye koyuldular...
HACİVAT:
Bütün suretler buracıkta oyuldular. Ay valla bana da daral geldi.
Ormandan maral geldi. Hey maral, çaldır avcına kıvrık bir kaval,
batırsın ayı, uyutsun AYKANKA’yı...
KARAGÖZ ABLA:
İsteyen gider yatar, belli ki öyküler size batar. Sizi gazete havadisleri paklar...

AYKANKA hiç aldırmaz araya girmelere. Onun hayali biraz eskilerle delirmede. Sürdürür anlatıyı deline deşile...

AYKANKA:
Yandaki evin sahibi Almanya’dan işçi emeklisi Hüsnü, Lokuum, Tatlıım diye seslendi kedi yavrularına. Lokumu kucaklayıp, yanıma geldi. Merak ettim, durmadan ne yazıyorsunuz AY SU Hanım, tümcesiyle hergünkü sorusunu yineledi. Gülümseyerek yazı, dedim, işime döndüm. Sayfanın üzerine bir gölge düştü. Hüsnü’nün merakı gemi azıya almış, dört nala
üstüme üstüme geliyordu. Ay ne sırnaşık şey! Almanlar’a da böyle mi davranıyordu bu, sorayım şuna, diyemeden Tuna’nın ayaklarını farkettim. Başparmakları tokmak gibi iri bir çift ayak, yarı yarıya kuma gömülmüş. Sonra o tokmaklardan biri kalkıp, benim ayağıma dokundu...
KARAGÖZ:
Bu AYKANKA bugün benim sinirime dokundu. Aman susturun şunu, baydı vallahi! Nerede kaldı o konuşmalar kafiyeli kafiyeli!

Sürecek

Ayten Suvak

01 Nisan 2012

AS-Budalayım Budalasın Budala...


Sudan çıkmış balık kadar
Avını kaptırmış bir kedi
Saflıktan kırılan bir mehdi
Ben yiyemedim sen ye e mi
Diyecek kadar saf
Bütün duygular hoşaf
Geçmişin geleceğin üstüne
Çiçek desenli kara çarşaf
Bugünse allı aklı karanfilli
Çeşit çeşit hercai motifli
Her duruma bir sıfat ekli
Budala
Yakışır bu aşık ruhlara
Aşk yoksa bile aşık oluverin
İnsan ya da nisanın birine
Bütün hoşaf saflığınızla
Aşkı çekin çekin sineye
Nisan Biiiiiirrrrr yapın
O budala sevgiliye
Mutlu olsun
Sudaki balık kadar...

Ayten Suvak

27 Mart 2012

AS-Genden Karagöz Enden Hacivat (4)


Yol kenarında yatar bir yaratık, beti benzi atık. Yüzü insan, gövdesi köpek. Tüysüz derisinde var mıdır acep GDO’dan bir işaret?

Ekosistemin hızla değişmektedir dengesi. Kuruyup kalmaktadır canım dünyanın gölleri. Tehlikededir nice canlı türleri. Kim düşünür örneğin kuşları, sürüngenleri, memelileri; hatta ve hatta insan genli Havva ile Adem’i...

KARAGÖZ:
Kim andı şimdi bademi; bir de canım çekti ki mereti. Haydi buz üstünde badem satan seyyar satıcı kollayalım!
HACİVAT:
Aman KARAGÖZÜM, önce yakaları kolalayalım. Beyaz gömlekle iş ayarlayalım. Akıllarına estikçe işçi çıkarttırmayalım. Hernekadar:
İdeolojisini, şahsi, sosyal, siyasal, sendikal, sınıfsal mücadelesini, çıkar çekişmelerini, ismini burjuvaya kaptıran kesimse de, bırakalım ona kurban kesimini...
KARAGÖZ ABLA:
Aman keşke kimse sağlamasa hayvan katliamından geçimini ama diğer bütün canlılar, yaratıklar insanların hizmetçisi...
AYKANKA:
Kim yıkabilmiş ki hiyerarşiyi; insanoğlu dünyanın arşidükü. Şimdi tanrı katında gözü!
GENDENKA:
Çekme katı biz alalım denize karşı; mitinglerde patlatalım marşı; çekirge ordusunu gezdirelim çarşı çarşı...
ENDENKA:
Bizim milletin orman geçer içinden; ressam çıkar geçitten; dağ taş tüfekten olsa, uygun adım nehirden...

Patada patada yürümektedir yolda hayal turumuz; egzos dumanıyla sislenmektedir ufkumuz; Genetiği Değiştirilmiş Organizmalarla zehirlenmektedir hem bedenimiz hem ruhumuz. İki başlı dana gururumuz, üç ayaklı horoz onurumuz. Yol kenarında yatan ‘insan+köpek’ çifte standardımız...

KARAGÖZ ABLA:
Ay bu yaratık da ne, hiç görmedim ben böyle şey ömrümde! Bi-takdir-illâhi teâlâ, olabilir mi böyle korkunç bir soy Allah’ın takdiriyle!

HACİVAT:
İnsanın takdiriyle olabilir böyle korkunç bir son. Pek ziyade kibirle dolar GDO’lu pamuktan don!
KARAGÖZ:
Ne renk olsun dedin bizim perdede fon?
AYKANKA:
Aşk rengi olsun mavi pembe arası, fon renklensin, verilsin kahve molası...
ENDENKA:
Resmet aşkı maviyle, en uçuk pembelerle. Ne kalmışsa geriye, kat onları kalbine. Serseriydi merseriydi ama hâlâ yanarım ben o hayırsız Ekrem’e...
GENDENKA:
Gazi olur bir hece, ezilir bütün tümce, ceremesi yazara, esir olur bir hercaî güne!

Aşk da kokar mı GDO’lu parfümlere parfümlere...


Gece güne dönmektedir havaî fişeklerle. Binlerce Dolar havada yanmaktadır gösterişle. Kutlamalar tamam olur mermilerle, arkada birkaç ölüyle. Göğün altında her şey serbesttir insan eliyle. Ne denir bilir herkes gezegenimizin öküzün boynuzuna değen yerine. DESTUR! Hayal turumuz DErgâha Sokulur, TUR parası onluktur. Yaratımız Dilden ESen onurdur. TURa yazıya vurgundur. Yoksa yazara mı? Şeyler dünyasında her şey ele güne karşı süs, şatafatlı bir süs püs. Yaşanır bir sandıkla, Adem insanlara küs. Tevatırdır bu, arkası cümbüş!

KARAGÖZ:
Çüş derim bu kadar parayı havaya savurana. Vurgunu vuran vurana. Seyretmeye duran durana, ağzı açık ayran budalası suratlarla. Hepimizin vursunlar suratına ıslak çorapla...
GENDENKA:
Bundan sonra gezelim perdede kır atlarla. Kanatlı, boynuzlu at geni şaha kalksın GDO’lu kımızlarla!
KARAGÖZ ABLA:
Tırıs tırıs yürüsün, uyusun da büyüsün gen bebeğimiz, hızla yaklaşsın bize Marduk gezegenimiz...
KARAGÖZ:
Biz canımıza egemeniz. Biz arzı resmederiz. Bindiğimiz dalı keseriz. Kıkır kıkır güleriz...
AYKANKA:
Güleriz binlerce gülle yeni seneye; ne kaldı ki şunun şurasında 2012’ye!

ENDENKA:
Gulu gulu deriz tavşan genli, kedi benli binlerce hindiye!
HACİVAT:
Abarttınız iyice. Uydurmayın bilimden öte. Öleceksek ölelim ilimle...
KARAGÖZ:
Benim ilim bundan böyle Marduk. İyi kafiye olur içersem parkta gizli gizli birayı gluk gluk!
HACİVAT:
Sonra boylarsın hapishaneyi buruk buruk. Zaten herkes içerde, adam kalmadı ki davet edeyim, yesinler pilav zerde...
KARAGÖZ:
Hani nerde nerde! Yanında hoşaf var mı yağı buz kese?
KARAGÖZ ABLA:
Aman evde yüz vermezsin hoşafa, lâf edersin bizim sentetik çarşafa. Bütün gün döşenirsin GDO’ya, şaibeli aşılara. İşin düşerse sera hıyarını doğrarsın lâf salatasına...
KARAGÖZ:
Koydun mu Marduk çorbası benim sefertasına?
KARAGÖZ ABLA:
Ya koydum koydum, ben bu Marduk’un içini bir güzel oydum!
HACİVAT:
Fincanı taştan oyduysan, Marduk taşı olsaydı KARAGÖZ ABLA. Ben bu söylentilere hayranım valla.
AYKANKA:
Neden ki? Marduk gelecekmiş diyorlar, emr-i ilahî!
HACİVAT:
Hayranlığım hayal gücüne, bu vesileyle kendi perdemize...
KARAGÖZ:
Artık taşlarım ben senin evini Marduk eliyle. İki sene zamanımız var, meydan okuruz sırasız ölüme!
GENDENKA:
O gelmeden biz GDO’ları gönderelim Marduk âlemine. Seyircimizi kurtaralım, biz çıkalım kerevetine...

O an büyük bir patlama olur. Toz dumana karışır. İnsanlar, hayaller, meyaller kaçışır. Pembe mavi damarlı mermer benzeri taşlar önüne geleni sıkıştırır. İnsan insanla o hengâmede bile lâf yarıştırır. ‘Marduk indi, Marduk indi!’ diye bağrışır. Derken kesif bir kahve kokusu etrafa yayılır. Hemen herkes bu kokuya bayılır. Dağ taş kahve kesilir. Dünya Marduk Kahve Cenneti’ne dönüşür.

Oh der inler hayaller. Nesilden nesile sürer sahneler. Beşibiryerdeli kızlar çekerler halay, eşikte dantel örerken yaşlılar. Şeker pembesi göğe parmak basar çocuklar. Efeler diz kırarlar Zeybek’le. Yeni yaşamlar iner sahillere. Lâ sesinden bebek cilveleriyle, ümitli aşkların yazarı doğar bir eve. Lâtilokum gibi bir sıfat eklenir tüm hayallere.

Yıldızlar yağar üstlerine üstlerine, hepsi GDO’lu. Şeytanın sol ayağına bağlanan dilek çaputları GDO’lu pamuklu...


Ayten Suvak

Her şeye KARŞIN
Edebiyat-Sanat-Düşün dergisi
Sayı:17 Ocak-Şubat 2010

23 Mart 2012

AS-Genden Karagöz Enden Hacivat (3)


HACİVAT’ın lâfa girişi mani-dardır, oradakilerin hepsi kafadardır...

HACİVAT:
Araziden bir kesim
Reklâmlıktır bir isim
Satılıktır bir esin
Aşağı yamaçlardan...

KARAGÖZ ABLA:
Gelsin fikirler arkadan arkadan...
HACİVAT:
Validebağ korusuna inşaat yapacaklarmış; toplu konutları ağaçların tepesine oturtacaklarmış...
KARAGÖZ:
Vay başıma gelenler, bu ne iştir erenler, arazi mi kalmadı, Valide’yi deşerler!
KARAGÖZ ABLA:
Deşmedikleri ne var ki, sincapla çaprazlansın kedi, yılbaşında dört kanatla çıksın karşımıza hindi...
GENDENKA:
Delinecek gene şehr-İstanbul’un akciğerleri. Yapsaydık bari Valide kırlarında genetik atla bir gezi. Bütün bunlar GDO’lu kafaların marifeti...

Hep bir ağızdan:
Yürüyelim arkadaşlar, ileri!


Haydi yürüyün arkadaşlar, virüslere kalksın bu başlar, erken ağarmasın kaşlar...

KARAGÖZ:
Çıkalım açık havaya, gidelim semt pazarına, meyve yiyelim, şekeri, tatlıyı sürmeyelim ağıza...
KARAGÖZ ABLA:
Güneşlenelim, direncimizi güçlendirelim. Gereksiz antibiotikle iyi bakterileri öldürmeyelim. Virüslere kendimizi yedirmeyelim...
AYKANKA:
Hekimbaşı KARAGÖZ, kime görünelim, kime görünmeyelim?
HACİVAT:
Nasreddin Hocaya görünme de kime görünürsen görün! Ey bilim insanları, virüslerin başına çorap örün!
GENDENKA:
Hiç uğraşmayın öldüremezsiniz onları, gösterirler oradan buradan binbir suratı!
ENDENKA:
Virüs insanı gömer, hapşırıkla ömrü sürer, oradan oraya gezer ha gezer...
HACİVAT:
Gezelim görelim arkadaşlar, çok yakında ölüme de çare bulacaklar. Sıkı basalım yere, muz kabuğu bizi sendeletmeye...
AYKANKA:
Aslında bedava yaşıyoruz bedava. BEyinsel ve duygusaldır bu DAVA. Büyük mala büyük hava. Eşikte yenmez baklava. Davet gelir talepten arza. Arıza çıkarana bir bakla bir sopa. Varsıl da yoksul da koşar bu olguya. Alacak verecek vurur bir hırsa bir paraya...

Bizim grup şimdi geçmektedir karşıdan karşıya. Bakarlar bir sola, bir sağa, tekrar sola; dikkat ederler pizzacı motoruna. Hayret, hiçbir satıcı ‘ikizlere başlık’ diye mal satmamakta. Alıcılar düzgün giyimli, satıcılar üniversiteli. GDO’lu diş diş mısır yememeli...

KARAGÖZ ABLA:
Bak bey şu salatalara öbek öbek, uzat oradan bana şöyle dolgun bir göbek...
KARAGÖZ:
Acıktıysan alayım sana bir dilim lorlu börek!
HACİVAT:
Göbek dedi göbek. Sen at o kıvırcığa esaslı bir kötek. Olur mu salatada lahana gibi şiş göbek!
GENDENKA:
Gene gen girmiştir araya. Bütün kıvırcıklar başlar gebe kalmaya, maydanozlar ağaç olmaya...

Kalabalıkta zor ilerler grup HAYAL ÂLEMİ. Biri alsa eline kalemi, diğeri uçursa kerevizin kellesini. Buram buram koksa domatesin yeşilliği, diyorduuk, BURAM BURAM HASRET HANIM araladı gölge perdesini...

B.B.H.H:
Ayol mekânınız sahne olsun, pazar çantanız nevaleyle dolsun. Nereden nereye a dostlar, herkese hayırlı pazarlar!
KARAGÖZ:
Anlamadım kim kimi azarlar?
HACİVAT:
Belediyeciler ceza yazarlar, muz içinden balık çıkarır hokkabazlar...
KARAGÖZ:
Vay be onu da mı yaptı kumarbazlar! Bunlar bizimle oynarlar. Şeytanları bol olsun!
GENDENKA:
Sonbahar gülünün yaprağı solsun. Bisküviler, çikolatalar soyalı olsun. GDO’lar buzlukta donsun!
B.B.H.H:
Ay aşkolsun, içimi karattınız, sizin de perdeniz donsun!
KARAGÖZ ABLA:
Ay soğuk çıktı, ben de dondum. Haydi bey, dönelim geri.
KARAGÖZ:
Gözümün kaçtı feri. Haydi dostlar yürüyelim bir ileri, bir geri.

Bütün hayaller büzülmüştür. Yüzler süzülmüştür. Ee ne de olsa:
Güz döner kışa doğru
Eski girer takvime
Rücu eder zamana
İlerler kaynağa doğru...

Vitrinleri inceleye inceleye ilerler kafile; asıl insan bedenine bakmalı vitrin gözüyle. AYKANKA pek albenilidir mor gözlükleriyle. HACİVAT hep önden gider her ne hikmetse...

KARAGÖZ:
Yahu HACİVAT, sen önde ben arkada, döndük biz deve kervanına. Bu aldıklarımızı yükleseydik bari hayvanlara, para mı vereceğiz bir de hamala?
HACİVAT:
Sırtında küfesi, ensesinde bezi, başında kasketi, Eşekbağırtan yokuşuna sürer milleti.

KARAGÖZ ABLA:
Ay ben çekemem bu illeti. Kestirmeden gidelim, terletmeyelim bizimkileri...
GENDENKA:
İdmanlı olmak gerek, beden hamlamasın; gümüşten olsun hamam tasın; toksinler bir güzel atılsın...
ENDENKA:
Bioksin sürdüm kafama, umuyorum fırça gibi saçlar çıkar tez zamanda. Artık katkı maddeli yiyecek yemem, çorbayı hazırdan pişirmem. Yaparım evden sütlacı, ederim kurtlu kirazı, elmayı, ayvayı baş tacı...
KARAGÖZ:
Hani nerede var helvacı? Havuz balığıyla iyi gider iki kadeh rakı!
HACİVAT:
Pazardan al şarabı, azar azar yut hapı, zararlıdır fazlası, aşma sınırlarını, reis verir cezanı...
KARAGÖZ:
Yok ben duymadım ezanı mezanı. Nafileden tuttururuz artık sevabı.
KARAGÖZ ABLA:
Bir dirhem et örter bütün ayıbı. Dirhemleri şaşırma, yakından tanırsın obezite namlı pisboğazlığı.
KARAGÖZ:
Vallahi yapalım yarın sevabından şöyle güzel bir Boğaz sefası. Hay aklınla bin yaşa hanım!
KARAGÖZ ABLA: Aman sağlıklı yaşayayım, olmasa da olur hanım hamamım.
HACİVAT:
Öyle deme mal canın yongası, mülk ülkünün başka bir noktası.
AYKANKA:
Ne demişler maden çıkar doğadan, üşüdük be soğuktan, likit fonda paran var, kat çıksın piyangodan...
ENDENKA:
Ay benim uykum var, ay uyudu bak, bir de ben uyusam. Uyku tatlı bir ölüm, yaşamak bölüm bölüm, duyargalar uzayda, uzun uzun gülelim...
KARAGÖZ:
Ay canım Zeki Mürenim, cennet senin sesinle inlesin. Rahmet istedi canım; kim anarsa onu, Türkçe’yi en güzel söylesin...
KARAGÖZ ABLA:
Güzel söyledin de bey, gece indi neredeyse perdeye. Herkes çekilecek evine dizi seyretmeye. Özetten hemen geçiverecek esas bölüme...
AYKANKA:
Özet özüdür dizilerin, zevzeklik etmeyelim, eşsiz bir ihraç malı, tez konusu edelim...

KARAGÖZ:
Biz tez eve gidelim, haydi hanım...

Ayten Suvak

(Sürecek)

22 Mart 2012

AS-Genden Karagöz Enden Hacivat (2)


KARAGÖZ:
Hey be gözüne yandığımın insan soyu, kararttın enseyi, ağartamadın ufku, ağaç olduk burada beklerken kankayı!
KARAGÖZ ABLA:
Hiç gamlanma bey, çaprazlasınlar bakalım bitki ile, hayvan ile insanı.
Başka hiçbir şey verebilecek mi insana insanın verdiği tadı!
Eli kulağındadır, az sonra çalar bizim kanka kapıyı...
GENDENKA:
Cani ruhlar çoğaldı, biocanları esir aldı. Gen transferi insana mı daldı,
yoksa gen dizimi kaleye mi aldı!
KARAGÖZ:
Ay dizimi vurdum masaya, mısır şuruplu kanım akacak bizim hanımın çeyiz halısına...
KARAGÖZ ABLA:
Ay dedin geldi bak bizim AYKANKA!

Herkes bir ağızdan:
Hoşgeldin AYKANKA, sefalar getirsin zümrüd-ü anka!

AYKANKA:
Bir tanıdık demişti bana:
Ay tanrıçası mısın, avcı mısın? Doktorluktan anlar mısın?
Nabız almış başını, ateş sarmış bacayı. Hatır1 Natır1 birdirbir oynar,
domuzlar yer şırıngayı! Nasılsınız can dostlarım, sedirde yayılı mı postlarım, hemen oturup soluklanayım...
KARAGÖZ ABLA:
Buyurunuz efenim, sızlar benim kemiklerim, aç kaldı benim dördüz eniklerim, hemen kemik suyunu hazır edeyim...
ENDENKA:
Aman bebektir onlar, mamaya doymazlar. İyi besle KARAGÖZ ABLAM,
onlara da girmesin GDO’lu saçkıran!
AYKANKA:
Kıran kırana arayacağız hakkımızı. Hangi gözüdönmüşler rant çekerse
gen değişiminden, aşılar üreyecek virüs hücresinden, paralar uçup gidecek her yıl devlet hazinesinden!

Hep bir ağızdan:
İstemiyoruz Frankengıdaları, gûlyabani mamaları. Geri verin bize yerli tohumlarımızı, bereketli topraklarımızı!


Yaşasın Otlu Yaşam

AYKANKA en güzel köşeye kurulmuştur, fes rengi mindere vurulmuştur.
Misafirlikte kurallara uyulmuştur, umulduk değil, bulduk yutulmuştur...

GENDENKA:
Hay sen bin yaşayasın KARAGÖZ annem. Ne zaman çıktın kırlara, selâm verdin otlara, göz kırptın hindibağa?
KARAGÖZ ABLA:
Şifalı bitkiler, mevsiminde yenen yiyecekler, okul çocuğuna en değerli öğretiler. GDO’suzmuş güya meyveler sebzeler; beyanat verdiler...
KARAGÖZ:
Lahana, pırasa, kereviz, karnıbahar; balkabağı cevizle işe yarar!
ENDENKA:
Yedirmediler mi bize kabak genli karpuzu, köse şeftaliyi, kısır döngüyü?
AYKANKA:
Felsefemiz bol olsun kardeş, kısır tohumlu yiyeceklerle. Mercimek, pirinç borsası tavan yapsın ayı-boğa simgeleriyle...
KARAGÖZ:
Felsefemiz fasit daire çizsin
Edebiyatla
Liderdir o yakın arayla
Sevgi yarışında
Ergin akıldır her anlamda
Fikirler akar ırmakla
Erekler durmaz iki kez aynı noktada...
GENDENKA:
Zehirli tekstil boyalı giysiler olsun potada...
ENDENKA:
Bir buluz aldım bir liraya, çıkar durur boyası kovaya, kasteden kastedene sağlığımıza...
KARAGÖZ ABLA:
Hasret kaldık doğallığa, serdik kilimi kırlara, kargalara yem olmadık ama
keneler kastetti kaç tatlı cana...
KARAGÖZ:
Ne olmuş dedin patlıcana, neyin geni musallat olmuş ona?
GENDENKA:
Mis kokulu Arnavutköy çileğiyle, çıtır çıtır Çengelköy hıyarı yatmışlar musalla taşına...

Kapı tekrar çalınır tak tak tak; Karagöz’ün evi bu, hiç rahat durmaz tokmak...

KARAGÖZ ABLA:
Ayol bu ne hal HACİVAT BEY, sanki vermişsiniz meclise rey, ya da içmişsiniz dışalımdan bir mey!

Heyecanlıdır yeni misafir, titrer parmakları, yüzüğü safir. KARAGÖZ sorsun bakalım ona, HACİVAT, sinirler kaç watt, mahir mahir...

HACİVAT:
Sorma KARAGÖZÜM, yalansa önüme aksın iki gözüm, bir haber duydum ki yüzlerce olacak sözüm...
KARAGÖZ ABLA:
Hayrola HACİVAT BEY, hele bir soluklan, içmez misin oluklan bir kola ?
KARAGÖZ:
Ne dedin hanım, hangi yaka?
KARAGÖZ ABLA:
Yaşa dedim bey, sen çok yaşa...
AYKANKA:
Ya ya ya yaya olur
Arayan altın bulur
Şa şa şa varol olur
Aman veren olursa...
GENDENKA:
Ona yaka, buna yaşa, HACİVAT amca konuşsun söz veren olursa üstada...
ENDENKA:
Yıldızlar dik paşaya
Az biber koy paçaya
Kıvır pantalonları
Aç bağrını rüzgara...

HACİVAT birader biraz dinlenmiş, kendine gelmiştir. Aklında bakalım neler neler mimlenmiştir...

HACİVAT:
A dostlar, gün güzel havalandım, Validebağ korusundan yol aldım. Çamlıca’dan vurdum aşağı, koruda soluklandım...
KARAGÖZ:
Sorguda mı tutuklandın? Etme be birader, hangi konuya taş attın?
AYKANKA:
Kara karaya toslar
Atılır lâf ağızdan
Fasit daire patlar
Akar akıl damardan...

Kafa kafaya verip, çıkaralım sözü HACİVAT’tan zira her kafadan bir ses çıkmaya başlamıştır. GENDENKA TV’yi kurcalamaya, ENDENKA avluya
çıkmaya hazırlanmaktadır...

ENDENKA:
Avdan geldik geyikle
Varlık verdik çeyizle
Loş mekânlar bir hoştur
U dönüşü sedirle...

KARAGÖZ ABLA:
U dönüşü geyik muhabbetiyle, bırakın konuşsun adamcağız, öldürmeden siz lâfı eceliyle...

Ayten Suvak

(Sürecek)

20 Mart 2012

AS-Genden Karagöz Enden Hacivat


Karagöz Hacivat’ın evini taşlamıştır. Karısı da onu bir güzel haşlamıştır. Evin kedisi sütü dökmüş, karpuz genli bal kabağı ortasından ‘çattadanak’ çatlamıştır. Haberler komşuda patlamıştır. Kelaynaklar iyice traşlanmıştır. Bilimde genler en zengin kraliçe Elizabet’in tacıyla taçlanmıştır. Hayal perdesinde oyunlar makaslanmıştır. Dolma için sarı patlıcanlar bıçaklanmıştır, içinden bir balık çıkmış, o da anında haklanmıştır. İnsan geni dizimi keyfe odaklanmıştır. Bazı genler diğer türlerden araklanmıştır. Genetik ilmi at geniyle şahlanmıştır. İnsanın ar damarı çatlamış, yerine doğal gaz boruları peydahlanmıştır. Karagöz’le Hacivat evhamlanmıştır. Karagöz’ün karısı gece yarısı evden kaçmış, yarım saat sonra miyavlayarak tekrar içeri kaçmıştır. Acaba içine kedi geni mi bulaşmıştır? Bakarak anlaşılmaz, hayal perdesinden içeri dalmak lazım. Yiyecek sorumlusu levazım. Karagöz’ün kızı Gendenka’nın sorunu hazım. Genetiği Değiştirilmiş Organizmalarla çalsın der sazım...

Kapı üç kere çalınır, belki postacıdır, o da üç kere çalar kapıyı...

Yok ya, postacı falan değil, kadının biridir karşımızdaki...

ENDERKADIN:
Merhaba kardeş, beni hatırlamadın mı? Üç yıl kadar önce taşınmıştım yanı başınıza. Benim kocanın biti kanlanıp kaçınca kalmıştım hani kuru başıma...
KARAGÖZ ABLA:
Haa tamam , hatırladım seni kardeş, lotodan yemiştin sen vurgunu, kocan oynamıştı sana oyunu...Ender Hanımdın galiba sen, buyur içeri Allasen. Bak bey kim geldi huu!

Başında bere vardır Ender’in. Başörtüsü uçup gitmiştir, belli ki şimdiki aklı daha derin...

KARAGÖZ:
Kiminle konuşuyorsun hanım badır badır, GENDENKA gösteriyordu bir katır, GDO’lara vuralım diyorduk bir iki satır...
GENDENKA:
Ben kaçayım, hazmı zor geldi sarımsaklı paçanın. Biraz dolaşayım sonra merkeze varayım, araştırmaya başlayayım...
KARAGÖZ ABLA:
Nereye GENDENKA, iş yerin sanki ENKA, önümüz bayram, gezersin kasaba kasaba, hele otur şimdi, ne palto yansın ne aba...
Bak tanıştırayım sana eski komşumu, KARAGÖZ alsın mangal odunu,
pişirelim karga genli bir danayı ya da istersen fare genli tavuk filetoyu...
KARAGÖZ:
Aa, hemen tanıdım seni, bizim tavla arkadaşı Ekrem’in Enderi ! Nasılsın be Ender kardeş, Ekrem’den olmazdı zaten sağlam bir eş. İyi olmuş gitmiş başından, maymunlardan gen alsın o en hasından. Buyur hoşgeldin, sefalar getirdin...

Ender Hanım daha rahatlamıştır, beresini başından alırken bir şeyi atlamıştır, peruğu sıyrılmış, ikiye katlanmıştır. KARAGÖZ ABLA bu sahneyle afallamıştır, Ender Hanımın adını ENDENKA diye dilinde yuvarlamıştır....

KARAGÖZ ABLA:
Ah canına yandığımın ENDENKAM, nereden geldi sana bu GDO’lu kan?
ENDENKA:
Hiç sormayasın ablam, bende kalmadı kan man. Kat kat yedim bozuk organizmaları, çıkıyor işte şimdi foyaları...
GENDENKA:
Genden kadın geldi
Enden hücre daraldı
GDO'dan erkek geldi
GovTır'dan puan aldı
Yerli tohumlar yaya kaldı
Dışalım start aldı
Mısırla soya yarışı kazandı
Meyveler sebzelere kafa attı
XX-XY haritası tutmadı
Genler topu patlattı
GDO aşka el attı
Kısırlıktan sınıfta bıraktı...

KARAGÖZ ABLA:
Bizim talihsizi de saçsız bıraktı. Ah gülüm üzülme, şimdi has zeytin yağından gelir sana bin çareli reçete...
KARAGÖZ:
Hasını bulamazsan zeytin yağının, suyu mu çıktı kolera bakterili yoncanın, akrep genli pamuk yağının!
GENDENKA:
Tavuk genli patatesle, balık genli domates suyunun mu suyu çıktı dersin KARAGÖZ babam, ah sen gözlerinle de sözlerinle de ömürsün anam...
KARAGÖZ ABLA:
Ah dokunmasalar bari canım zeytin yağımıza, heybetli ağacımıza. Ah insan değişir mi acaba onu çil çil altına! Zeytin ki:

Zevkle yenen en has bitki
Evrenin belki de ilki
Yatırım yapar en az bin yıla
Tazedir her dem mihrap dalında
İnsan onunla tanısın zirveyi
Nur inerken ulu ağaca...

ENDENKA:
Ben de derdim kazık atarım dünyaya, ayarlanmışız tanrı eliyle en az yüz yıla, yaşarım sıkarsam dişimi tatlı bir nine olmaya...
GENDENKA:
Genetik mevzuat duymasın bu lâfını, salar üstümüze deli danayı...

KARAGÖZ’ün gözleri evrenin kara delikleri. Hırstan tuttu bir allerji krizi,
üstüne üstlük bir de böbrek yetmezliği. Demek ki hepimizi üs tutmuş bu GDO’lu ürün rezaleti. Önümüz ebedî yas günleri, sayalım bir bir varsa düzgün genleri...

KARAGÖZ:
Kısırlaşan nesilden
Açılan perdelerden
Sağ kalma hünerinden
Işıklar tükenmeden
Mustafalar filminden

Kemal Atatürk’ün izinden
Ağırlaşan geçimden
Sesli sedalı ölümlerden
Irzı GDO’laşan tabiat anneden
Maarifin saatli takviminden

Nasıl emekle ürerse tez
Onlarca yüzlerce kez

Masal gibi ürer bırakırlarsa düzgün genlerden Atatürk’ün düzgün soyu
Itıra kokarsa kasımpatı
Sulhla uzarsa barışın boyu
Asırdan türerse muasır kolu
K ile açılır bakarsınız Türk’ün de kardeşliğin de yolu...

KARAGÖZ’ün güzel gözlerinde parlar iki damla gözyaşı, halis muhlis GDO’lu...

Ayten Suvak

(Sürecek)

18 Mart 2012

AS-Şehitlerimize...


Şen giden var mıdır ölüme
Ecele bir selâm eden iki elle
Hayatla ölüm iki canbaz
İncecik kıldan ince çizgide
Tabutla gidilen son evde
Lekesiz dupduru bir beyazlık
En derin karanlığın içinde
Resimlerde askerlik hatırası
İzinlerde çarşı pazar molası
Mehmet olur ancak her askerin adı
İmtiyazlı imtiyazsız sınıflı sınıfsız
Zemin kaygandır hayat gibi tıpkı
Emirlerse kıldan ince kılıçtan keskin

Tüm şehitlerimize saygımız engin...

Ayten Suvak

14 Mart 2012

AS-Tıp Tıp Tıp...


Tıp Tıp Tıp

Ter damlaları
Islanan yastıklar
Pantuflu terlikli hasta

Tepinen çocuklar
Ihlamur içen yaşlı
Panjuru indiren refakatçi

Topuzlu hemşire
Isınan hasta yakınları
Pastayla kahve

Bembeyaz önlükler
Aranan kan 0Rh-negatif
Yan odada veremliler
Resim için poz verenler
Aranan kan bulunmuştur
Maske takan operatörler
Iraksak mercekleri silenler

Canlar feda olsun
Alınan her nefese sağlıkla diyenler
Tıp tıp tıp dans edenler
Bu bayram sizin
Kutlu olsun...

Ayten Suvak

09 Mart 2012

AS-Anlaşıldı mı İstanbul?


Gecelere akıyorlar her gece
Kadın başımızayız biz de bu gece
Konumuz: Binbir Gece
Anlaşıldı herhalde

İstanbul’da kaç bar var
Yıkacağız biz bu gece
Bizim sıfatımız da hergelece
Anlaşılmadıysa bize ne

Dalıyoruz birinden içeri rastgele
Her yer karanlık bir biziz pespembe
Bir kara bir kuzgun müzisyen sahnede
Çal çal çal bizim için çal hercaice
Çalsana be hey çal çal bu gece
Gülümsemeyiz artık biz şirince
Masum değiliz işinize gelirse

İstanbul bir âfetse
Biz daha bitirimiz kahpece
Satmayız ama hiçbir şeyi
Çünkü alacağımız var her köşede
Beyoğlu’ndan Nişantaşı’na
Yürüyeceğiz bu gece erkek yüreğimizle

Bu gece ve her gece
Tıkır tıkır topuklarımız ipince
Sesimiz çatallı nefesimiz biralı
Ama nâralarımız nazikçe

Lütfen yolumuzdan çekilir misiniz
8 Mart’tan kalmayız biz bu gece ve her gece...

Ayten Suvak

08 Mart 2012

AS-In Vino Veritas


Gerçeklik şarapta

Mayalana mayalana

Son halini bulsa da

Bütün bir varilden

Şişe şişe dolar parçalara

Post-modern


İyi saklansa da NŞA

(Normal Şartlar Altında)

Bozulur gider çürük detayından

Aptal kalitesiz bir mantar gibi


Oysa bilinedir ki

Ayrıntıda gizlidir

Bütünün değeri

Bilinir de bilinmez

Cosi

In Vino NON Veritas

Yani

Normal Olan Ne

Cherry baş



Ayten Suvak



AS-Kadın Olmak


Kırıta kırıta yürümek midir
Aptal aptal süzülmek midir
Dağa taşa çamaşır sermek midir
Isıtıp ısıtıp pilavı yedirmek midir
Ne olacak kadındır diye öldürülmek midir

Okula gitmeden evlendirilmek midir
Lâk lâk edip eksik etek giymek midir
Mal olup tüketime sürülmek midir
Açıkta kalmasın aman diye örtünmek midir
Kan ter içinde erkeğe yenilmek midir

Küt küt yiyip içip şişmek midir
Anne olup şehit ardından dövünmek midir
Dar güne altınları bir bir dizmek midir
Iskartaya çıkıp kumayla ezilmek midir
Nedensiz yere dayak yiyip içlenmek midir

Off bu –midir-ler hiç bitmeyecek midir
Lâf olsun diye bari
Mart 8 geldi gene gari
Atılacak nutuklar ileri geri
Kadın-erkek elele dinlesinler he mi?

Ayten Suvak

29 Şubat 2012

AS-Kapılar Açılır Kapanır


Kapılanırsın umutlara
Açılsa da açılmasa da
Paspas olursun yollara
Islanırsın nice saçaklar altında
Leblebi atarsın yağmur damlalarına
Ayakların vurur durur tahtalara
Resti çeker açılmaz kapılar sana

Aslında neye yarar kapılar
Çatılar olmayınca
Ilgıt ılgıt açılır sanki sabah rüzgârına
Lâle işlense ne olur tahta oymasına
Iskartaya çıkar kurtlarla oyula oyula
Ruhu kararır bir el tokmağı çalmayınca

Kapılar çelik çelik çarpar suratına
Ağlama zaten işlevi kalmaz tekrar açılmazsa
Pes edersen hiçbir kilidi açtıramazsın anahtara
Ardına kadar açıktır belki
Nedense varamazsın ayırdına
Ihlamur ağacı bitiverir yanıbaşında
Rastgele açarsan kapını sıcak bir dosta...

Ayten Suvak

14 Şubat 2012

AS-Neymiş?


Neymiş?

Sensizlik sefillikmiş
Evlilik delilikmiş
Vermeden almayı bilmekmiş
Germeden koparmayı denemekmiş
İlla ki aşk olsun diyorsan
Leblebi çekirdek gibi aşkı yemekmiş
İnan ki aşkla da aşksız da sürünmekmiş
Mağaza mağaza dolaşıp hediyelerle sevinmekmiş

Neymiş
14 Şubat 2012 imiş...

Ayten Suvak

04 Şubat 2012

AS-Aşksever


Ne var böyle dersin aramızda

Kâh şarap gibi şırıl şırıl akan

Kâh yanardağ gibi fışkıran

Kâh bir sokuş gibi zehirleyen


Arsızca kaybettiğimiz

Aşkoldum delisi bizler

Sıkılsak ne olur üzüm gibi

Şarabımıza aşkolasıca


Al kol larımızı sarılmadıkça

Kuğu boynuna yaşam şişemizin

Boşa akmasın gülüşlerimiz

Bir şarap kupasına dökülmedikçe


Bir içen bulunur

Biz içmedikçe

Nasıl olsa

Aşkolur
Hiçbir şey olmasa...



Ayten Suvak

09 Ocak 2012

AS-Şarap Şarap...





Şarap şarap diye inledim

Ama tembellik işte

Çıkıp almaya üşendim

Dün gece

Kardeşime ısmarladım

"Tamam" dedi inandım

Hay inanmaz olaydım

Aklı bir karış havada sambacı

"Şarap bulamadım al kutu birası"

Demez mi

Bu kız da onu yemez mi

Yedim ama bir hindi budu

Yanında bir duble rakı

Nuh Nebi'den kalma etiketi

1978 Yeni Rakı

Sanırım unutmuş babamın ruhu

Okudum üfledim

Fani yıllara

Bir de Cennet'deki karlara

Deniz gibi

Sarhoş dalgalı

Mübarek işte

Yeni yılda çekilişte

Gene ıskalandım

Bu gidişle

Anti-insan olacağım

Kuyruklu yalan vallahi

İnsan hali kuş misali

Yemezse evi

Ortanca kedisi...


Ayten Suvak



30 Aralık 2011

AS-Hey 2012!


Yeni Yıl Kutlaması

Yan gelip yatmayalım
Eğlenelim coşalım
Ne olur ne olmaz
İz kalır dünya kalmaz

Yenmek yenilmek biter
Iskartayı çeken alır ruhunu gider
La havleyi 2012 çeker

Karaların denizlerin
Ufuktaki güneşlerin
Top top bakan mehtapların
Leylim leylim yılbaşı şarkılarının
Açılmayan AB-ı hayat kapılarının
Marduk gelsin hayırlısıyla hakkından
Akşamın hayrını işe karıştırmadan
Sabah şekeri yapalım kaya parçalarından
Irak yıldızlarda şampanya patlamadan...

Ayten Suvak

13 Aralık 2011

AS-Sonuç-Sebep




Çapraz çapraz uçsam ben de
Uçaklar gibi
Bir de baktım
Gökyüzünde bir işaret
Artı mı haç mı dik açı mı
Yorumlama serbest
Yorumladım ben de
Dik açıyla gelen mutluluklar
Radikal karşı çıkışların
Sonuçlarıdır
Beğenmedim
Sebeb-sonuç oldu gene
Ondan bıktım
Açık düşünürler gibi
Hah hah hah
Yani ben de...

Ayten Suvak

24 Kasım 2011

AS-Kim?


Kim ?

Kim geçer anne yerine
Öğretir dünyayı hece hece
Önce büyük sonra küçük harfleri
Yazdırır iki ortalı süslü deftere

Kim koşar imdadına
Korkup ağlayanın
Altını ıslatanın
Silgisini kaybedip
Arkadaşını suçlayanın

Sırasında kim olur baba
Amca dayı kardeş icabında
Kim yüz sayfa ceza verir
G’nin şapkasını unutana
Kim yatırır kabahatleri
Sırdaş hesaba

Kim öğretir balık tutmayı
Yaşamın kıyısında
Yıllar sonra bir buket çiçek
Bir kutu şekerlemeyle
Sımsıcak kucaklanan
Kimdir hiç unutulmayan

Öğretmendir öğretmen
Hakkı hiç ödenemeyen...

Ayten Suvak

22 Kasım 2011

AS-Tövbe Tövbe...




Bir ömür yetmez
Bir çocuk sevdinse
Deli yüreğinde

Öyle bir geçer zaman ki
Çiçek takside
Lâle devriyle

Çocuklar duymasın ama
Al yazmalımdır
Behzat Ç.

Hanımın çiftliğinde
Mutsuz evkadınlarından değildir
Bizim yenge

Pis yedili seyirci toplamazsa
Kurtlar vadisinde
Fatmagül'ün suçu ne?

Kuzeyden güneyden gelir
Düriye'nin güğümleriyle
Muhteşem yüzyıla cariye

Yerden gökten aşk biter
Kızın adını Feriha koyduysan eğer

12-13 bölümle biten dizilere
Tövbeler tövbesi etmek yeter
Ezelden beri
Binbir gece süresince...

Ayten Suvak

15 Kasım 2011

AS-Balkona Çıkma C(i)hat Yap...



Nasıl ki Kontrollü Araç Trafiği direksiyon başına geçince aşırı adrenalinden canavarlaşan “insanlar” için devreye sokulmuştur, Canavarlığı Kontrol Mekanizması da yoldan çıkmışlığı yola getirmek üzere işleme konulmalıdır.

“Seni sollamaya çalışan araca karşı kibarlık sökmez, acımasızca haddini bildir!” der iç ses. Acı acı siren çalar dış ses, kontrol elden çıkmıştır bir kez. Canavar şahlanmıştır; kendini, arabanı cümle aleme gösterme anıdır. Eski marka “Düldül”leri Bülbüldere’ye gönderme zamanıdır. Akrep ne ki, jaguar gelse ezilmeli hezeyanıdır.

Hamlet’in seyircisi ve söyleyecek dizeleri olmasaydı, intiharın başdöndüren büyüsünü hissedebilir miydi? İşte sürücünün de seyircisi var, büyüye varsın tanık olsunlar. İnsanı asıl besleyen nefrettir. Ondan doğan fikirler asaletlidir. Nefretin yeri Cennet’tir, mertebesi şehadettir. Bunu bilmeyen anti-teröristtir.

Kontrollu Canavarlık Kursu’nda bu fikirleri kanınıza sokan asi yazar Jean Genet’dir. Kötü zevkin uyumunu denge olarak görmesi kursumuzun dayandığı ana temeldir. Şiddet bizi rahatsız eden bir sükûnettir buyurmuştur kendisi.Bu şu demektir ki:

Rahatsızsanız buyurun heyecana
Nerede şiddet orada bereket
Kaptırmayın kendinizi rahatlığa
Uyuşmak yaramaz insan olana
Balkona çık şöyle bir bak etrafına
Aklını başına topla
Objektif bak durumlara

Batı kültüründe yer alan “Balkona çıkmak” deyimini yazıya sokmak üzere uydurduğumuz dizeler, şiddetin ruhu rahatlattırdığı iddiasına şiirsellik katmak içindir.
Bu deyimin gereği olarak, duygusal patlamalara duygusal reaksiyonlar vermemek için balkona çıkmalısınız. Oradan sizi sıkan durumu metaforik olarak kuş bakışı incelerken, olayın hem içinde hem dışında yer alabilirsiniz. Okudukça ve seyrettikçe sizi boğulma raddelerine getiren insanî canavarlıklardan kendinizi soyutlamak için çıkarsınız balkona. Soluklanırsınız derin derin. “Neler oluyor böyle! Çivisi mi çıktı bu dünyanın!” demenin tam sırasıdır. Siz balkonda soluklanıp dururken ve olaylara hâkim bir konumda olduğunuzu düşünüp böbürlenirken Papa’nın balkonunda da sanabilirsiniz kendinizi hayalinizin yettiği ölçüde, işte Roma’yı ve Dünya’yı kutsadınız bile:

Urbi Et Orbi
Kutsadınız Dünya’nın çıkan çivisini, ama temelli kaybetti dinî dengesini!

Balkonlarıyla ünlü yüksek otoriteleri, Papa’yı, Hitler’i, Mussolini’yi ya da seçmen kapmaya çalışan politikacıların nutuk attıkları balkonları; Romeo-Juliet’in ya da uzun burunlu Cyrano’nun edebî balkonlarını ve son bir örnek olarak da, tarihe mal edilmeye değer bulunmayan uslu kadınların “ büyük balkon” diye anılan iri göğüslerini bırakın bir yana, hem “kontrol” hem “zevk” içeren “bakma ve hükmetme” eyleminin marazî deyimine yüksekçe bir tepeden trafiği izleyerek de katkıda bulunabilirsiniz. Bir kaza olsa da ölü görsek gibi canavarca bir zevkle gözlerinizi kırpmadan seyredersiniz trafik canavarını bir vukuat yapsın diye. Balkona çıkmak deyiminin içerdiği gibi olayın hem içinde hem dışındasınızdır o an. Bu evrede Canavarlığı Kontrol Mekanizması devreye girmeli ve sizi içinizdeki şeytanla birlikte kutsayıp, iyi meleğe döndürmelidir. Yazık ki kutsamaların da ölçüsü sınırlıdır ve kimi zaman da etkisizdir. Öyle ki evinizin balkonunda nefeslenirken bile canavarlığın hedefi olabilir, manyak bir taraftar kurşunuyla insanlığınızdan edilebilirsiniz.Günümüz liderlerine önerilse bile “Balkona çıkmak” tekin değildir; onun yerine, ne kadar sıkılsanız da, salonda oturup internette sessiz C(i)HAT yapsanız insanlığınız bir süre daha sizi idare edebilir...


Ayten Suvak











10 Kasım 2011

AS-Asla...


Asla...

Andıkça seni varız
Türküz biz ayrılmayız
Aklanır arınırız
Mert insan soyundanız

Ağırdan ilerledik
Tersyüz ettik giyindik
Aşkımız cumhuriyet
Muasır medeniyet

Aştık senin izninle
Terütaze kimlikle
Anılar içimizde
Marş marş Yeni Türkiye

Asırlar geçse
Tarihler silinse
Aşıklar ölse
Memleket göçse

Halkın seni taşır ebediyete...

Ayten Suvak

04 Kasım 2011

AS-Kurban 2011


Kurban 2011

Angustan sorulur
Avrupa yakası
Ecnebidir fiyakası
Asya’yadır cakası

Fiyat uygunsa da yerlide
Rakip sayılmaz ithal ürüne
Kurban oluruz 2011 kere
Anguttan angusa geçtiğimizde...

Ayten Suvak